6 Şubat: Enkaz Altında Kalan Yarınlarımız!
Mustafa Kemal Atatürk, bir felaketin eşiğinde milletine şu çarpıcı uyarıyı yapmıştı: “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.”
Mustafa Kemal Atatürk, bir felaketin eşiğinde milletine şu çarpıcı uyarıyı yapmıştı:
“Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır.
Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.”
O söz, bugün hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.
Çünkü 6 Şubat’ta tam da o “dövünme” anı yaşadık.
Önlem alınmayan her bina, her sokak, her ihmal bir daha geri getirilemeyecek canlara dönüştü.
6 Şubat…
Saat 04.17’de dünya sustu.
Bir bebek ağlaması dondu havada..
Bir annenin son nefesi enkazın karanlığına karıştı..
Bir kardeşin “buradayım” çığlığı duvarların ardında boğuldu.
Sonra güneş doğdu ama ışık gelmedi.
Yıkılan sadece taş, tuğla, beton değildi.
Hayaller, yarınlar, düğün şarkıları, emekli aylıkları, torun kokusu, anne kucağı…
Hayaller, yarınlar, düğün şarkıları, emekli aylıkları, torun kokusu, anne kucağı…
Hepsi aynı anda gömüldü.
O gece 53 binden fazla can gitti.
Bazıları “keşke biraz daha erken gelseydiler” diye düşünerek son nefesini verdi.
Bazıları sevdiklerinin elini son kez tutamadan, göz göze gelemeden ayrıldı.
Bazıları ise kurtulanların gözlerinde sonsuza kadar “neden ben kaldım, neden onlar gitti” sorusunu bıraktı.
Deprem sadece yerin altını değil, yürekleri de yardı.
Hatay’da bir sokak lambasının altında hâlâ bekleyenler var.
Adıyaman’da bir çocuğun ayakkabısı enkazın üstünde duruyor, sahibi yok.
Kahramanmaraş’ta bir anne hâlâ “kızım ses ver” diye fısıldıyor rüyalarında.
Malatya’da, Gaziantep’te, Osmaniye’de…
Her şehirde bir yara açık kaldı.
O gün saatlerce, günlerce yardım bekleyen sesler…
“Sesimi duyan var mı?!” diye inleyenler…
“Sesimi duyan var mı?!” diye inleyenler…
Sonra sessizlik…
Ve o sessizlikten daha ağır gelen gerçek: bir daha geri gelmeyecek olanlar.
Ve o sessizlikten daha ağır gelen gerçek: bir daha geri gelmeyecek olanlar.
Bugün, üçüncü yıldönümünde yine aynı saatte duracağız.
Telefonları susturup, kalbi susturamayacağız.
Dinleyeceğiz:
Enkaz altındaki o son nefesleri,
Hâlâ kapanmayan yaraların sızısını..
Geride kalanların içinden kopup gelen boğuk “Unutmadık” çığlığını.
Ve belki de en çok, “bir daha olmasın” diye dua edenlerin sessiz haykırışını.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Ne o geceyi, ne o soğuğu, ne o karanlığı…
Ne de enkazın üstünde gözyaşlarıyla, elleriyle, tırnaklarıyla hayatı yeniden kazmaya çalışan o yiğit insanları…
Allah’ım,
Toprağa verdiğimiz her bir cana rahmet eyle.
Kalanlara sabır, güç, umut ver.
Ve bir daha böyle bir sabaha hiçbir evin, hiçbir yuvanın uyanmaması için bize akıl, vicdan, cesaret ve tedbir nasip et.
Gözlerimizdeki yaşı silmeden, içimizdeki yangını söndürmeden “geçmiş olsun” diyemeyiz.
O yüzden sadece şunu söylüyorum:
Yanınızdayım.
O yüzden sadece şunu söylüyorum:
Yanınızdayım.
Hâlâ yanınızdayız.
Hep birlikteyiz.
6 Şubat’ı unutmadık.
Acınızı yüreğimizde, sevdiklerinizi dualarımızda taşıyoruz.
Işıklar içinde uyusun tüm meleklerimiz…
Ve bu topraklar bir daha böyle bir geceyi asla yaşamasın.
Acınızı yüreğimizde, sevdiklerinizi dualarımızda taşıyoruz.
Işıklar içinde uyusun tüm meleklerimiz…
Ve bu topraklar bir daha böyle bir geceyi asla yaşamasın.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Başınız sağ olsun, sabrınız daim, yaralarınız bir an önce şifa bulsun...
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.