Boğaz Kıyısındaki Abdülhamid Eseri: Emirgan Hamid-i Evvel Camisi

Boğaz Kıyısındaki Abdülhamid Eseri: Emirgan Hamid-i Evvel Camisi

Sarıyer'de yer alan Emirgan Hamid-i Evvel Camisi, 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinin Boğaziçi kıyısındaki nadide eserlerinden biri olarak tanınıyor

Anadolu Ajansının (AA) "İstanbul'un Selatin Camileri" isimli dosya haberinin bu bölümünde, Boğaz kıyısındaki konumu ve tarihiyle öne çıkan "yalı camilerinin" önemli örneklerinden Emirgan Hamid-i Evvel Camisi ele alındı.

Osmanlı Sultanı 1. Abdülhamid camiyi vefat eden şehzadelerinden Mehmed ve onun annesi Hümaşah Hatun adına 1779-1780 yıllarında inşa ettirdi.

Boğaz kıyısındaki konumu dolayısıyla "Emirgan Camisi" olarak da bilinen yapı, Sarıyer sahilindeki en eski Osmanlı camilerinden biri kabul ediliyor.

Kesme taştan inşa edilen, kare planlı ve tek minareli bir yapıdan oluşan cami geniş pencereler sayesinde harim mekanı oldukça aydınlık bir atmosfere sahip olması ve sade mimari düzeniyle dikkati çekiyor.

Cami ilk inşa edildiğinde çevresinde hamam, fırın ve değirmen gibi yapılarla birlikte külliye olarak planlanırken bunlardan yalnızca cami ve meydan çeşmesi günümüze ulaşabildi.

Yapı tarih boyunca çeşitli onarımlardan geçerken 2. Mahmud döneminde, 19. yüzyılın ilk yarısında camide kapsamlı tamirat yapıldı.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Belkıs Doğan, AA muhabirine, caminin ilk inşasının Sultan 1. Abdülhamid devrinde tarihlenen bir eser olduğunu söyledi.

Sultan 1. Abdülhamid'in payitahtta birden fazla eserinin bulunduğunu, bu yapılardan birinin Emirgan Hamid-i Evvel Camisi, diğerinin de Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi olduğunu belirten Doğan, Sultan 1. Abdülhamid'in Sirkeci ve Eminönü arasında kalan Bahçekapı'da vakıf eserlerinin, imaretlerinin, çeşmelerin ve sebillerin mevcut olduğunu, türbesinin bu bölgede yer aldığını aktardı.

Doğan, caminin kitabesinden anlaşıldığı üzere sultanın bu camiyi küçük yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmet ve onun annesi Hümaşah Sultan adına inşa ettirdiğini dile getirerek, "Sultan Abdülhamid Han bu bölgede bir selatin camiyi inşa ettirmeden evvel Emirgan'da bir yerleşim alanı olmadığını bilmekteyiz. Önceki dönemlerde burası 'Feridun Bahçeleri' adı verilen, içerisinde yüksek ve bolca selvi ağaçların olduğu bahçelerden müteşekkil bir bölgedir." diye konuştu.

Caminin bulunduğu alanın Sultan 4. Murat'ın Revan'a seferinin dönüşü beraberinde getirdiği Tahmasp Kulu Han adında birine tahsis edildiğine dikkati çeken Doğan, şöyle devam etti:

"Bu kişi Osmanlı coğrafyasına geldikten sonra Sünniliği kabul eder. Sünni mezhebine dahil olur ve Yusuf Paşa ismini alır. Buraya bir av köşkü inşa ettirir. Yine geniş bahçelerle burayı donatır. Fakat onun döneminde Emirgan çok iyi bir şöhrete sahip değildir. Dolayısıyla daha sonraki gelen padişahlardan biri olan Sultan İbrahim bu kişinin idamına hükmeder. Belki de Sultan Abdülhamid Han'ın burada bir selatin cami inşa ettirmesinde buranın olumsuz namını iyiye dönüştürme niyeti olduğunu söylememiz mümkün. Çünkü padişah bu camiyi inşa ettirirken diğer külliyelerden farklı birimler de inşa ettirmiştir. Bunların başında fırın ve değirmen gelir. Bunlar tabii günümüze ulaşmamıştır. Günümüze sadece bu külliyeden halihazırda meydanda bulunan sekizgen çeşme ulaşmıştır. Fakat sözünü ettiğimiz üzere fırın, değirmen gibi birimlerin olması hatta iskelenin bu külliyeye dahil edilmesi yani cami inşa edilirken bir iskelenin de inşa edilmesi, burada zaman içerisinde halkın bir yerleşimle buranın dönüşmesini beraberinde getirmiştir."

Doğan, o dönemki Emirgan bahçelerine karadan ulaşımın oldukça zor olduğunu anlattı.

"En güzel ulaşım ağı denizdir ve padişah da bunu bildiği için buraya güzel bir iskele inşa ettirmiştir." diyen Doğan, caminin günümüzdeki mimari özelliklerinin ise Sultan 1. Abdülhamid dönemine işaret etmeyeceğini kaydetti.

Sultan 2. Mahmud devrinde caminin tamamen yenilendiğinin altını çizen Doğan, bu devrin üslubu olan ampirin yapıda hakim olduğunun söylenebileceğine işaret etti.

"Kırma çatıyla örtülü olduğunu görüyoruz"

Doğan, Abdülhamid döneminden günümüze ulaşan vakfiyelerde caminin yüksekçe bir kubbesinden söz edildiğini ifade ederek, "Fakat günümüzde buranın bir kırma çatıyla örtülü olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla çatısı dahil olmak üzere yapının büyük bir kısmı Sultan 2. Mahmud zamanında tamamen yenilenmiştir. Kırma çatılı bir selatin cami olması bakımından ünik bir eserdir. Zira diğer selatin camilerin tamamı kubbeyle örtülü eserlerdir." bilgisini verdi.

Doğan, ampirin "imparatorluk üslubu" anlamına geldiğini, Batı'dan intikal ettiğini, barokta olduğu gibi Osmanlı'nın bunu gelenekleriyle harmanlayıp, özgün bir Türk ampirine bir miktar dönüştürdüğünü belirtti.

Burasının sütun başlarında iyonik formlar bulunduğunu kaydeden Doğan, şu ifadeleri kullandı:

"Emirgan Hamid-i Evvel Camisi'nin akant yapraklarının yoğun biçimde hem sütun başlıkları hem de diğer tezyini birimlerde kullanıldığını söylememiz mümkün. Sultan 2. Mahmud bu camiye aynı zamanda bir hünkar mahfili ilave etmiştir. Bu vesileyle cami bir anlamda cuma camisine de dönüşmüştür. Bu hünkar mahfilinde yine ampir üslubunun ve Sultan 2. Mahmud dönemine özgü tezyine özelliklerin büyük bir kısmına rastlıyoruz ki bunların başında başak formu tezyinatlar, mahfilin yaldız şebekelerle tezyin edilmesi gelmektedir. En önemli unsurlardan biri de 'Sultan Mahmud Güneşi' olarak isimlendirilen, kimi zaman 'Saltanat Güneşi' olarak da geçen mahfildeki üç bölümün üst kısmını tezyin eden ışınlı motif olduğunu söyleyebiliriz. Biz, aynı motifi caminin tavanının merkezinde de görmekteyiz. Hatta daha sonraki yıllarda bu bahsettiğimiz 'Saltanat Güneşi' motifi Osmanlı armasına da girmiştir."

Doğan, ampir üslubunda bitkisel motiflerin yoğunlukta olduğunu, bir vazonun içerisinden çıkan çokça çiçek, kurdeleler, fiyonklar, ampir üslubunun tezyini anlamda öne çıkan detayları arasında yer aldığını, bunların gerek mihrapta, minberde ve hünkar mahfilinde detaylı olarak görüldüğünü söyledi.

"Camilerin cephe düzenlemeleri sanki birer saray, köşk ya da konut mimarisini andırır"

Emirgan Hamid-i Evvel Camisi'nin "yalı camileri" denilen yapıların öncüleri arasında yer aldığına işaret eden Doğan, şunları kaydetti:

"Esasen Osmanlı mimarlık geleneğinde sahil şeridine, sahil hattına cami inşa etme geleneği, Mimar Sinan'da da görülen bir durumdur. Bunun en önemli örneklerinden biri Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camisi'dir ya da Üsküdar'da sahilde bulunan Şemsi Paşa Camisi'dir. Ancak yalı camilerini onlardan ayıran en temel özelliği genişçe bir hünkar dairesine sahip olmalarıdır. Yani bu camilerin cephe düzenlemeleri sanki birer saray, köşk ya da konut mimarisini andırır şekilde sivil mimari özellikleri taşır. Hünkar daireleri büyük bir kısmında caminin harim bölümünden daha büyük bir alana da sahiptir."

Doğan, caminin iki katlı formda olduğunu, ikinci katta ise hünkar dairesinin yer aldığını anlattı.

Caminin tek minareli olma özelliği taşıdığına değinen Doğan, "Selatin camilerin çoğunda çift minare görülürken bu camide yine istisna olarak tek minareye sahip bir selatin cami olma özelliğine sahiptir. Minarenin şerefe süslemesinde de yine camiye egemen olan ampir üslubunun tezyini özelliklerine müşahede etmemiz mümkündür." diye konuştu.

Muhabir: Ali Osman Kaya,Rüveyda Mina Meral

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler