Cüneyt Şaşmaz Yazdı: Türk Birliğinin Sınavı: Denge mi, Dayanışma mı?
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis’e “Devlet Dostluk Nişanı” (Order of Dostyk) takdim etti.
Haber şu:
Yorum bu:
Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyoner öngörüsünü hatırlayalım:“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.
Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.
Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.
Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.
Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.
İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir…
Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.
Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.”
Atatürk’ün bu sözleri, sadece bir kehanet değil; Türk dünyasının stratejik birliğini, kültürel bağları ve geleceğe dönük hazırlığı vurgulayan derin bir vizyondur.
Bugün, bu vizyonu test eden kritik bir olayla karşı karşıyayız.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis’e “Devlet Dostluk Nişanı” (Order of Dostyk) takdim etti.
Bu ödül, Rum liderin Astana ziyareti sırasında verildi; ziyaret sırasında GKRY’nin Astana Büyükelçiliği açıldı, doğrudan uçuşlar başlatıldı ve çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalandı.
Bu jest, sıradan bir diplomatik nezaket değil; Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında KKTC’nin gözlemci üyeliğini kabul etmiş bir ülkenin, Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin kırmızı çizgilerini zorlayan bir adım attığını gösteriyor.
Çelişki tesadüf değil!
Kazakistan, daha önce TDT çerçevesinde KKTC liderini ağırlamış ve ortak iradeye bağlılık göstermişti.
Ancak şimdi aynı ülke, Rum tarafıyla ekonomik, kültürel ve siyasi bağlarını derinleştiriyor.
Bu ikili tutum, “denge politikası” olarak sunulsa da, Türk dünyası için bir güvenilirlik sınavıdır.
Benzer şekilde, bazı Türk devletlerinin İbrahim Anlaşmaları’na yakınlaşması ve AB teşvikiyle Rum tarafına elçilik açması, Orta Asya’nın çok yönlü dış politika arayışlarını yansıtıyor.
Uluslararası sistemin sert güç rekabetiyle şekillendiği bir dönemde, orta ölçekli devletler elbette çok yönlü politika izler.
Ancak bu politika, stratejik kimlik ve ittifak bilinciyle dengelenmezse, entegrasyon çabalarını aşındırır.
Türk Devletleri Teşkilatı’nda birlik mesajları verilirken, bireysel adımlarla bu mesajın sulandırılması, tam da bu tehlikeyi işaret ediyor.
Jeopolitik zorunluluk olarak Türk Birliği
Türk birliği, kültürel romantizmden öte, jeopolitik bir zorunluluktur.
Orta Koridor, enerji hatları, ulaşım koridorları, güvenlik mimarisi ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları; hepsi koordineli hareket gerektirir.
KKTC, yalnızca bir siyasi varlık değil; Türkiye’nin ve Türk dünyasının Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliğidir.
Bu gerçeği yok sayan adımlar, sadece Ankara’ya değil, Bakü’den Bişkek’e tüm Türk coğrafyasına zarar verir.
Bilinmeyen veya az konuşulan gerçek:
Bazı Türk devletleri, AB ve Batı teşvikleriyle Güney Kıbrıs’ın “yumuşak gücüne” kapılıyor.
Kısa vadede ekonomik kazanımlar (yatırım, ticaret) cazip gelse de, uzun vadede stratejik güveni eritiyor.
Devletler, yalnızca ekonomik çıkarlarla değil, öngörülebilirlik ve güvenilirlikleriyle değer kazanır.
Türkiye ve Erdoğan Hükümetine Çağrı: Stratejik Adımlar Şart
Bu gelişmeler karşısında Türkiye, reaktif değil proaktif olmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, şu somut adımları önceliklendirmelidir:
1. TDT’de Kurumsal Derinlik ve Kırmızı Çizgi Mutabakatı:
Teşkilat zirvelerinde Kıbrıs meselesini “kırmızı çizgi” olarak netleştiren bağlayıcı bir çerçeve oluşturun.
Ortak dış politika mekanizmaları geliştirin; savunma, enerji ve ulaşım alanlarında somut projelerle entegrasyonu derinleştirin.
KKTC’nin tam üyeliği için kararlı diplomasi yürütün.
2. Birebir Diplomatik ve Ekonomik Etkileşim:
2. Birebir Diplomatik ve Ekonomik Etkileşim:
Kazakistan ve diğer Orta Asya kardeşleriyle üst düzey ziyaretleri artırın.
Ekonomik bağımlılığı azaltacak, Türkiye merkezli ortak yatırımlar (savunma sanayi, enerji, lojistik) teklif edin.
“Kazanımlarınızı Türkiye ile paylaşın, kırmızı çizgilerimizi birlikte koruyalım” mesajını somut projelerle verin.
3. Kamu Diplomasisi ve Kültürel Güç:
3. Kamu Diplomasisi ve Kültürel Güç:
Türk dünyasında Atatürk’ün mirasını, ortak tarihi ve jeopolitik gerçekleri anlatan geniş bir anlatı kampanyası başlatın.
Medya, eğitim ve gençlik programlarıyla “stratejik dayanışma” bilincini güçlendirin.
Rum propagandasının etkisini kırmak için karşı anlatı üretin.
4. Çok Yönlü Dengeleme:
4. Çok Yönlü Dengeleme:
Batı ile ilişkilerde Türk dünyasını bir kaldıraç olarak kullanın.
AB ve diğer aktörlere, Türk devletleriyle yakınlaşmalarının Türkiye’yi göz ardı edemeyeceğini net gösterin.
Aynı zamanda, Rusya ve Çin gibi güçlerle dengeli ilişkileri sürdürerek Orta Asya’nın “denge politikasına” alternatif sunun.
5. Uzun Vadeli Vizyon:
5. Uzun Vadeli Vizyon:
Türk birliğini “durumsal çıkarlar” değil, “stratejik dayanışma” üzerine inşa edin.
Ortak savunma fonu, enerji konsorsiyumu ve krizlerde otomatik istişare mekanizmaları kurun.
Bu, yalnızca Kıbrıs için değil, tüm Türk dünyasının geleceği için zorunludur.
Bu adımlar atılmazsa, güzel nutuklar ve zirve fotoğrafları stratejik yalnızlığa dönüşebilir.
Erdoğan liderliğindeki Türkiye, Türk dünyasının en büyük ve en güçlü aktörü olarak sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Hangi ilkeler üzerine?!
Soru nettir:
Türk devletleri ortak bir gelecek iddiasında ise, bu gelecek durumsal çıkarlar üzerine mi, yoksa stratejik dayanışma üzerine mi kurulacaktır?!
85 milyonluk Türkiye ve yüz milyonları aşan Türk dünyasının umutlarını zedeleyebilecek adımlar, hangi somut kazanım karşılığında atılmaktadır?!
Eğer cevaplar net değilse, sorun tek bir kararda değil; yaklaşımın kendisindedir.
Gerçekçi olalım:
Türk entegrasyonu hâlâ kurumsal derinlikten yoksun.
Bu boşluklar, dış aktörler tarafından kolayca dolduruluyor.
Türk dünyası, Atatürk’ün öngördüğü gibi, manevi köprülerini güçlendirerek ve stratejik çıkarlarını hiyerarşik olarak sıralayarak ilerlemelidir.
Romantizm yetmez; gerçekçi, sonuç odaklı bir vizyon şarttır.
Aksi takdirde, birlik söylemleri güzel nutuklarda kalır; jeopolitik gerçekler ise acı dersler verir.
Bu sınavı başarıyla vermek, sadece Türkiye’nin değil, tüm Türk devletlerinin elindedir.
Tarih, hazırlıklı olanların yanındadır.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.