Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Dijital Çağın Çocuğu, Geçmişin Hukuku

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Hukuk, toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebildiği ölçüde yaşayan bir kurumdur. Toplumsal gerçeklik değiştiği hâlde hukuk aynı varsayımlar üzerinde ısrar ederse, adalet üretme kapasitesi de zayıflar. Çocukların cezai sorumluluğuna ilişkin yaş sınırları da bu bakımdan yeniden ele alınması gereken önemli konular arasında yer almaktadır.

Yaklaşık otuz yıl önce büyüyen bir çocuk ile bugün dijital çağın içinde yetişen bir çocuğun bilgiye ulaşma imkânları, sosyal çevresi ve olayları algılama biçimi arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Geçmişte çocukların hukuki ve toplumsal kavramlarla tanışmaları büyük ölçüde aile, okul ve yakın çevreyle sınırlıyken, bugün internet, sosyal medya, çevrim içi oyunlar ve yapay zekâ uygulamaları sayesinde çok daha erken yaşlarda çok geniş bir bilgi dünyasına ulaşmaları mümkündür.

Günümüz çocukları yalnızca teknolojiyi kullanmayı öğrenmiyor; aynı zamanda dolandırıcılık, tehdit, hakaret, kişisel verilerin korunması, siber zorbalık, çevrim içi alışveriş, dijital para ve yapay zekâ gibi yetişkin dünyasına ait birçok kavramla da erken yaşlarda karşılaşıyor. Birkaç yıl öncesine kadar ancak üniversite düzeyinde tartışılan pek çok hukuki ve teknolojik konu, bugün ortaokul çağındaki çocukların günlük yaşamında karşılık bulmaktadır.

Gelişim psikolojisi ve nörobilim alanındaki güncel çalışmalar, bilgiye erken erişimin çocukların bilişsel kapasitelerini ve çevrelerini anlama becerilerini artırabildiğini; buna karşılık duygusal olgunlaşmanın aynı hızda gerçekleşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla dijital çağın çocukları, geçmiş kuşaklara göre hukuka aykırı davranışların sonuçları hakkında daha erken bilgi sahibi olabilmekte; ancak bu durum, her çocuğun aynı ölçüde muhakeme gücüne veya duygusal olgunluğa ulaştığı anlamına gelmemektedir.

Tam da bu nedenle, suç teşkil eden bir fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğinin, otuz yıl önce esas alınan gelişim varsayımlarıyla bugün de aynı olduğunu söylemek güçtür. Dijital dönüşüm, çocukların bilgiye erişim hızını ve toplumsal farkındalıklarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu değişim, çocukların cezai sorumluluğuna ilişkin mevcut yaş sınırlarının bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesini gerekli kılan önemli bir hukuk politikası tartışmasını gündeme getirmektedir.

Nitekim Türk Ceza Kanunu da cezai sorumluluğu yalnızca kronolojik yaşa bağlamamıştır. Kanun koyucu, belirli yaş grubundaki çocuklar bakımından fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ayrıca değerlendirilmesini öngörmektedir. Bu yaklaşım, cezai sorumluluğun temelinde yalnızca doğum tarihinin değil, bilişsel yeterliliğin de bulunduğunu açıkça göstermektedir. Başka bir ifadeyle, hukuk dahi bazı yaş gruplarında tek başına yaşın yeterli bir ölçüt olmadığını kabul etmektedir.

Elbette dijital çağın çocuklarının bilgiye daha erken ulaşmaları, onların her zaman yetişkinler kadar sağlıklı karar verebildikleri anlamına gelmez. Ergenlik döneminin psikolojik özellikleri, akran baskısı, dürtüsellik ve duygusal gelişim farklılıkları her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir. Ceza hukukunun amacı çocukları yetişkin gibi cezalandırmak değil; onların gerçek bilişsel yeterliliklerini bilimsel yöntemlerle doğru biçimde tespit ederek adil bir değerlendirme yapmaktır.

Asıl tartışılması gereken soru şudur: Bugün uygulanan yaş sınırları gerçekten günümüz çocuklarının bilişsel gelişim düzeyini mi yansıtmaktadır; yoksa dijital dönüşümün henüz yeterince dikkate alınmadığı geçmiş dönemin varsayımlarını mı sürdürmektedir?

Bu sorunun cevabı ne çocuklara daha ağır cezalar verilmesidir ne de onları daha az korumaktır. Esas mesele, hukuk kurallarının bilimsel gelişmeler ve toplumsal değişim ışığında sürekli gözden geçirilebilmesidir. Hukuk, değişen toplumsal gerçekliği dikkate alabildiği ölçüde adalet üretebilir.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:

Suç işlendiğinde esas alınması gereken yalnızca nüfus kaydındaki yaş mıdır; yoksa kişinin işlediği fiilin suç olduğunu anlayabilecek, sonuçlarını öngörebilecek ve davranışını buna göre yönlendirebilecek bilişsel yetkinliğe sahip olup olmadığı mıdır?

Bu soruya verilecek cevap, geleceğin çocuk ceza hukukunun yönünü de belirleyecektir. Çünkü değişen yalnızca teknoloji değildir; teknolojiyle birlikte öğrenme biçimleri, bilgiye erişim hızları, toplumsal farkındalık düzeyleri ve suçun anlamını kavrama süreçleri de değişmektedir. Hukukun görevi ise bu değişimi görmezden gelmek değil, bilimsel veriler ışığında doğru okuyarak adaletin hizmetine sunmaktır.

Adalet, değişmeyen kurallarla değil; değişen insanı doğru anlayabilen hukukla sağlanabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.