Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

“Görevi Kabul Etmem” Demek Hukuken Mümkün mü?

CHP Tartışmalarında Önce Kavramları Doğru Koyalım

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Son günlerde kamuoyunda en çok tartışılan meselelerden biri şu cümle etrafında dönüyor:
“CHP’yi mahkeme mi parçaladı, Kılıçdaroğlu mu parçaladı? Eğer gerçekten düşünüyorsa çıksın ve ‘bu görevi kabul etmiyorum’ desin.”

Ancak bu tartışma yürütülürken en temel hukuki gerçek çoğu zaman gözden kaçırılıyor:
Ortada klasik anlamda bir “görevlendirme” yoktur.

Dolayısıyla meseleye öncelikle hukuki zeminden bakmak gerekir. Çünkü hukukta kavramlar yanlış kurulduğunda sonuçlar da yanlış olur.

Bir mahkeme, eğer kurultayın iptaline ve önceki hukuki durumun yeniden tesisine karar veriyorsa, burada yaptığı şey yeni bir irade oluşturmak değildir. Mahkeme siyasal tercih üretmez; hukuki sakatlığı giderir. Bu nedenle burada söz konusu olan şey bir “atama” yahut “görevlendirme” değil, teknik anlamda eski hale iade, yani önceki hukuki statünün ihyasıdır.

Başka bir ifadeyle mahkeme, “Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan olarak seçiyorum” demez. Böyle bir yetkisi de yoktur. Mahkemenin yaptığı şey, eğer hukuka aykırılık tespit edilmişse, sakat işlemi hükümsüz saymak ve o işlemden önceki hukuki durumu yeniden geçerli hale getirmektir.

Bu nedenle “Kılıçdaroğlu görevi kabul etsin ya da etmesin” biçimindeki tartışma teknik olarak eksik kurulmuş bir tartışmadır. Çünkü burada öncelikle ortaya çıkan sonuç, yeni bir görevin tevdi edilmesi değil; önceki hukuki statünün kendiliğinden geri dönmesidir.

Nitekim mutlak butlan tartışmalarının özü de tam olarak budur. Eğer bir işlem kuruluş anından itibaren ağır ve giderilemez bir hukuka aykırılık taşıyorsa, hukuk düzeni o işlemi baştan itibaren hükümsüz sayar. Böyle olunca da o işlemden önceki hukuki durum yeniden ortaya çıkar.

Dolayısıyla teorik olarak bakıldığında, Kılıçdaroğlu’nun “ben bu görevi sürdürmek istemiyorum” şeklinde bir irade açıklaması elbette mümkündür. Ancak bu, kamuoyunda ifade edildiği biçimiyle “mahkemenin verdiği görevi reddetmek” anlamına gelmez. Çünkü mahkeme tarafından verilmiş yeni bir görev yoktur; hukuken önceki statünün ihyası söz konusudur.

Bugün kamuoyunda birçok kişi meseleyi siyasi reflekslerle değerlendirmektedir. Kimileri doğrudan kişileri suçlamakta, kimileri ise bütün tartışmayı yargısal sürecin üzerine yıkmaktadır. Oysa hukuk tekniği açısından mesele çok daha farklı bir zeminde durmaktadır.

Bir siyasi aktör eleştirilebilir. Siyasi tercihleri, stratejileri ya da yönetim biçimi tartışılabilir. Ancak hukuki kavramlar siyasal öfkeye göre eğilip bükülemez.

Çünkü hukuk, kişiler üzerinden değil; kavramlar üzerinden işler.

Ve bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur:
Siyasi aidiyetlerin değil, hukuki berraklığın konuşabildiği bir zemin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.