Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Hürmüz Bataklığı: Washington’da Yazılan Çıkış Senaryosu mu?

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Uluslararası siyasette bazı olaylar vardır; görünen yüzüyle açıklanabilir, fakat asıl anlamını ancak arka planındaki zorunluluklar ele verir. Amerika Birleşik Devletleri’nde son dönemde yaşanan saldırı da tam olarak bu türden bir duruma işaret ediyor. Bu olay, basit bir güvenlik zaafı değil; daha derin bir jeopolitik sıkışmışlığın dışa vurumu olarak okunmalıdır. Bu olayın tesadüf olduğuna inanmak, Amerikan sistemini hiç tanımamaktır.

Zira Donald Trump, giderek sertleşen Hürmüz Boğazı merkezli gerilim hattında artık manevra kabiliyetini kaybetmiş bir lider görünümü vermektedir. Bu durum, klasik anlamda bir “stratejik açmaz” değil; daha doğru ifadeyle bir girdap etkisidir. Hürmüz, içine gireni yavaşlatan değil, giderek daha derine çeken bir jeopolitik zemindir.

İşte tam bu noktada şu soruyu sormak gerekir:
Bu saldırı gerçekten dışsal bir tehdit midir, yoksa sistemin kendi içinden ürettiği bir “çıkış mekanizması” mı?

Amerikan siyasal yapısı, çoğu zaman indirgemeci bir yaklaşımla yalnızca başkan üzerinden okunur. Oysa gerçeklik bundan çok daha karmaşıktır. Amerika Birleşik Devletleri, başkanın tek başına yön verdiği bir yapı değil; aksine, başkanın da dahil olduğu çok katmanlı bir kurumsal denge ve direnç mekanizmaları bütünüdür. Bu yapı, gerektiğinde lideri sınırlar, yönlendirir ve hatta dolaylı biçimde yeniden konumlandırır.

Bu çerçevede söz konusu saldırı, iki düzlemde işlevsel hale gelmektedir:

Birincisi, doğrudan Donald Trump’ın psikolojik eşiğini hedef alır.

Trump gibi yüksek risk iştahına sahip bir liderin dahi, kişisel güvenliğinin tehdit altında olduğu bir denklemde aynı agresifliği sürdürmesi beklenemez. Bu tür bir olay, liderin karar alma refleksini sertlikten temkine, yayılmadan daralmaya iter.

İkincisi, sistem içi aktörlere meşruiyet alanı açar.
“Kontrol kaybı” algısı, başkanın politikalarını sınırlamak isteyen kurumsal yapıların elini güçlendirir. Böylece doğrudan bir müdahale olmaksızın, fiili bir yön değişikliği sağlanabilir.

Burada dikkat çekici olan husus şudur:
Bu bir geri çekilme değil, geri çekilmeye zorlayan bir zemin inşasıdır.

Hürmüz hattında yaşananlar, klasik savaş kategorileriyle açıklanamayacak bir nitelik taşımaktadır. Bu süreç, ne tam anlamıyla sıcak savaş ne de barış olarak tanımlanabilir. Aksine, düşük yoğunluklu başlayan fakat sürekli ivmelenen bir etki savaşıdır. Bu savaşta belirleyici olan, askeri güçten ziyade karar vericinin psikolojisi ve sistemin yönlendirme kapasitesidir.

Dolayısıyla Hürmüz Boğazı yalnızca bir enerji geçiş noktası değil; aynı zamanda liderlerin iradesini test eden bir eşiktir. Ve bu eşik, çoğu zaman askeri üstünlükle değil, stratejik sabır ve sistem içi müdahalelerle aşılır.

Sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki son saldırıyı bağımsız-bağlantısız (sıradan) bir olay olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Bu gelişme, Hürmüz bataklığında sıkışan bir liderin doğrudan değil, dolaylı yollarla yeniden konumlandırılmasının işareti olabilir.

Asıl mesele şudur:

Donald Trump bu süreci bir tehdit olarak mı okuyacak, yoksa kendisine açılmış bir çıkış kapısı olarak mı değerlendirecektir?

Çünkü bazen sistemler, liderleri devirmek yerine, onları kendi sınırlarına geri çekerek etkisizleştirir.
Ve çoğu zaman bu yöntem, açık çatışmadan çok daha sonuç alıcıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.