Kutsal Metinlerdeki Radikal Söylem, Gazzelilere Yönelik Şiddeti Meşrulaştırmak İçin Kullanılıyor

Kutsal Metinlerdeki Radikal Söylem, Gazzelilere Yönelik Şiddeti Meşrulaştırmak İçin Kullanılıyor

Prof. Dr. Salime Leyla Gürkan:- "Holokost'tan sonra ahit ilişkisi değişmiş ve ‘Ne olursa olsun hayatta kalacağız.’ düşüncesi öne çıkmıştır. Böylece seçilmişlik anlayışının içi boşaltılmış ve geriye üstünlük fikri kalmıştır."

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Salime Leyla Gürkan, Yahudilikte "seçilmiş halk" inancının geleneksel yorumunda dini sorumlulukların belirleyici olduğunu, Holokost sonrasında ise üstünlük fikrinin öne çıktığını belirterek, "Bu anlayışta seçilmişliğin içini istediğiniz gibi doldurabilirsiniz." dedi.

Prof. Dr. Gürkan, Yahudilikte "seçilmiş halk" inancının tarih boyunca geçirdiği dönüşümü, siyonizmin dini ve siyasi boyutlarını ve kutsal metinlerdeki şiddet anlatılarının İsrail'in işgal politikalarını meşrulaştırmak için kullanılmasını değerlendirdi.

Geleneksel Yahudilikte seçilmişliğin sınırlarının belirsiz bir üstünlük iddiasından ziyade Tanrı ile İsrailoğulları arasındaki ahit ilişkisine dayandığını belirten Gürkan, bu ilişkinin merkezinde Tevrat'taki emir ve yasaklara bağlılığın bulunduğunu söyledi.

Gürkan, İbrani atalarıyla yapılan ahdin karşılıksız vaat boyutuyla Sina ahdinin yükümlülük getiren yönünün birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

- "Seçilmişlik" anlayışının değişen anlamı

Seçilmişlik anlayışındaki ilk kırılmanın Hristiyanlığın "yeni İsrail" ve yeni ahdin sahibi olma iddiasıyla yaşandığını anlatan Gürkan, buna karşı Rabbani gelenekte ezeli seçilmişlik vurgusunun geliştiğini söyledi.

Kutsal metinlerde seçilmişliğin fiziki veya ahlaki üstünlükle açıklanmadığını, Tanrı'nın sevgisi, atalara verilen söz ve dini yükümlülüklere itaatle ilişkilendirildiğini belirten Gürkan, şöyle konuştu:

"Yahudi din alimleri, İsrailoğullarına meziyet atfeden ezeli seçilmişlik anlayışı üretiyorlar. Halbuki bu, Yahudi kutsal metinlerinde gördüğümüz bir anlayış değil. Tanrı, Tevrat'ta İsrailoğullarına açıkça, ‘Sizin diğer topluluklardan ne fiziki ne de ahlaki olarak herhangi bir üstünlüğünüz var. Sizi sevdiğim, atalarınıza söz verdiğim ve diğer grupların yoldan çıkması üzerine sizi seçtim.' diyor."

Aydınlanma sonrasında Yahudilerin yaşadıkları toplumlara entegrasyonuyla ikinci kırılmanın ortaya çıktığını anlatan Gürkan, seçilmişliğin bu dönemde evrensel bir misyon üzerinden yeniden yorumlandığını ifade etti.

Gürkan, geleneksel anlayışta ahdin ihlalinin kutsal toprakların kaybı ve sürgün gibi cezalarla ilişkilendirildiğini söyleyern, modern dönemde sürgünün tek Tanrı inancını diğer topluluklara ulaştırma misyonunun bir parçası olarak da görülmeye başlandığını kaydetti.

- "Holokost’tan sonra seçilmişlik anlayışı üstünlük fikrine döndü"

Holokost sonrası dönemi üçüncü kırılma noktası olarak niteleyen Gürkan, İsrail devletinin ihtiyaçları ve siyonist hedeflere paralel yeni bir seçilmişlik yorumunun ortaya çıktığını söyledi.

Gürkan, önceki yorumlarda üstünlük düşüncesinin görev ve sorumluluk üzerinden açıklandığını, Holokost sonrasında gelişen yaklaşımda ise bu ilişkinin değiştiğini belirterek, "Holokost teolojisinin ürettiği seçilmişlik anlayışında artık Yahudilerin ne Tanrı'ya ne de insanlara karşı bir borcu vardır. Holokost'tan sonra denklem ve ahit ilişkisi değişmiş, ‘Ne olursa olsun hayatta kalacağız.’ düşüncesi öne çıkmıştır. Böylece seçilmişliğin içi boşaltılmış ve geriye üstünlük fikri kalmıştır. Bu anlayışta seçilmişliğin içini istediğiniz gibi doldurabilirsiniz." diye konuştu.

Gürkan, söz konusu anlayışın günümüz İsrail politikalarında görüldüğünü dile getirerek, sürekli tehdit altında bulunulduğu söyleminin siyasi ve teolojik hedeflerle birlikte etkili olduğunu söyledi.

Siyonizmin başlangıcından itibaren tek tip bir hareket olmadığını vurgulayan Gürkan, hareketin Yahudi geleneğiyle ve moderniteyle ilişkisinde seçici ve pragmatik davrandığını anlattı.

Modern İsrail devletinin kuruluşundan itibaren izlediği politikaları değerlendiren Gürkan, "İsrail aslında ilk siyonistlerin iddia ettiği gibi normal bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmadı. Kendisini daima ayrıcalıklı bir konuma yerleştirdi. Başından itibaren yürüttüğü işgal politikası kalıcı hale geldi. Varlığınızı uzun süre işgal politikası üzerine yerleştiriyorsanız, ister istemez radikalleşmek zorundasınız." ifadelerini kullandı.

Gürkan, dünyada dini ve fundamentalist hareketlerin yükselişinin Siyonizmi de etkilediğini, özellikle 1967 Savaşı sonrasında mesihi beklentilerin güçlendiğini ve bu beklentilerin siyasi amaçlarla kullanıldığını kaydederek, "Son dönemde İsrail'de bunu görmemiz mümkün. Seküler liderler kendi siyasi ajandaları için Evanjelik Hristiyan Siyonizmine ve ülkede yükselen radikal dindar siyonizme kolaylıkla kapı aralıyor. Onların isteklerini, taleplerini yerine getirme sürecine giriyor." değerlendirmesinde bulundu.

- "Radikal şiddet dili Gazzelilere karşı kullanıldı"

Kutsal metinlerdeki şiddet pasajlarının İsrail'deki radikal dini siyonist gruplar ve ABD'deki Evanjelik Hristiyan Siyonistler tarafından kullanıldığını anlatan Gürkan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da bu çevrelerin benimsediği pasajlara siyasi hedefleri doğrultusunda başvurduğunu söyledi.

Kutsal metinlerde anlatılan İsrailoğulları tarihi ile sonraki Yahudi tarihinin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade eden Gürkan, metinlerdeki anlatıların mitik ve kurgusal unsurlar içerdiğini, bu nedenle doğrudan tarihsel kayıtlar gibi okunamayacağını kaydetti.

Gürkan, şiddet dilinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Başta Kenan topraklarının fethi tasviri olmak üzere bu pasajlardaki şiddet dili ve radikal dil, anlatıların kurgusal niteliğiyle ilişkilidir. Çoktan yaşanıp bitmiş olaylar, hafıza oluşturacak şekilde tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Verilen mesajlar, anlatılan olaylardan çok, bu pasajları oluşturan yazarların kendi dönemlerindeki başka bir tehlikeye işaret ediyor. Radikal dil de bu kurgunun sonucudur." değerlendirmesinde bulundu.

Bu sebeple, son iki bin yıllık Yahudi tarihinde bu pasajların farklı biçimlerde yorumlandığını anlatan Gürkan, söz konusu yorumlarda şiddet unsurunun ve dilinin yumuşatıldığını belirtti.

Siyonist hareketlerin ise bu yorum birikimini devre dışı bıraktığını savunan Gürkan, şunları kaydetti:

"Büyük ölçüde dini siyonizm, Yahudi geleneğinde şiddet dilini yumuşatan yorumları ve iki bin yıllık diaspora tecrübesini bir tarafa bırakarak doğrudan kutsal metinlere döndü. Kutsal metinlerin artık var olmayan bir topluluk (Kenan halkı) hakkında ürettiği radikal şiddet dili, bugün fanatik dindar ya da seküler siyonistlerin elinde Gazzelilere uygulanan bir şiddet politikasına dönüşmüş durumda. İşin vahameti buradan kaynaklanıyor."

Bu yaklaşımın yalnızca bir dine özgü olmadığını vurgulayan Gürkan, her dinin veya ideolojinin fundamentalist yorumlarında benzer bir bakış açısının ortaya çıkabildiğini belirtti.

Gazze'deki şiddeti bu çerçevede değerlendiren Gürkan, “Belki de insanlık tarihinin gördüğü en uzun işgal süreci tamamen bir soykırıma evrilmiş durumda. Bu süreç, hiçbir değer tanımayan, vicdani hassasiyete sahip olmayan, canavarlaşmış bir kitle ortaya çıkarıyor. Bir kutsal metinden barış dili de üretebilirsiniz, şiddet dili de üretebilirsiniz. Bu noktada doğrudan kutsal metinleri suçlamak yerine onları kullanan aktörlere bakmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler