Mevcut Sigorta Sistemi Artan İklim Değişikliği Riskleri Karşısında Yetersiz Kalıyor
Dünya genelinde iklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı hava olayları birçok alanda öngörülemeyen riskler ortaya çıkarırken, mevcut sigorta sistemi kayıpları karşılamada yetersiz kalıyor.
Dünya genelinde iklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı hava olayları birçok alanda öngörülemeyen riskler ortaya çıkarırken, mevcut sigorta sistemi kayıpları karşılamada yetersiz kalıyor.
Küresel ısınmayla birlikte sıklığı ve şiddeti artan sel, kuraklık, fırtına gibi afetler can kayıplarına neden olmalarının yanı sıra üretimi, lojistiği ve ticareti de aksatıyor. Küresel tedarik zinciri, iklim krizinin beraberinde getirdiği riskler karşısında en kırılgan olan ve bu risklerin en fazla hissedildiği alanlar arasında bulunuyor.
Stockholm Çevre Enstitüsünce (SEI) hazırlanan "İklim baskısı altındaki sigorta ve reasürans: Küresel tedarik zincirlerinde sistemik riskin yönetimi" adlı raporda mevcut sigorta sistemi üzerindeki baskılar ve sistemin iklim değişikliğine entegre olma ihtiyacı ele alındı.
Rapora göre artan iklim riskleri, sigorta ve reasürans sistemlerinin kapasitelerini zorluyor.
Sigorta sistemleri iklim şoklarını yönetmede önemli rol oynasa da art arda gelen ve birbiriyle bağlantılı afetler, kayıpların etkilerinin daha uzun sürmesine neden oluyor. Bu durum hem ekonomik istikrarı zorluyor hem de geleneksel sigorta modellerinin yeni risk ortamında yetersiz kalmasına yol açıyor.
- Sigorta şirketlerini zorlayan iklim riskleri
Aşırı hava olayları, Avrupa Birliği'ne (AB) her yıl yaklaşık 28 milyar avroya mal olurken, bu kayıpların büyük bölümü sigorta kapsamında yer almıyor.
Almanya ve Belçika'da 2021'de yaşanan seller Avrupa genelinde lojistik ve sanayi faaliyetlerini aksatırken, 2022'de Güney Avrupa'yı etkileyen kuraklık tarımsal üretimi düşürdü ve su kaynaklarını zorladı.
Güney Avrupa, verimde düşüşe neden olan sıcaklık ve kuraklık riskiyle karşı karşıya bulunurken, Avrupa'nın soya, palm yağı ve diğer bazı tarım ürünlerinde ithalata bağımlı olması, gıda güvenliğini Brezilya, Arjantin ve Güneydoğu Asya'daki iklim koşullarına bağlı hale getiriyor.
Gübre girdileri de riski artıran bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. AB, fosfatın yaklaşık yüzde 30'unu, potasın ise yüzde 85'ini başta Fas, Rusya, Belarus ve Kanada'dan ithal ediyor. Bu bölgelerde yaşanabilecek iklim kaynaklı aksamalar, küresel gıda piyasalarına hızla yansıma ve maliyetleri artırıp arzı daraltma riski barındırıyor.
Panama Kanalı'nda 2023'te su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi, kıtalar arası gıda, enerji ve sanayi ürünleri sevkiyatında ciddi gecikmelere yol açtı.
2021'de ABD'deki aşırı kış fırtınalarının Texas'ta yol açtığı elektrik kesintisi, yarı iletken üretimini durdurunca küresel çip krizi daha da derinleşti.
- Sıklaşan iklim felaketleri primleri yükseltiyor
Sigortalanmış afet kayıpları, reel olarak her yıl yaklaşık yüzde 5-7 oranında artıyor. Varlık değerlerinin yükselmesi, riskli bölgelerde yapılaşmanın genişlemesi ve sel, orman yangınları ile şiddetli fırtınalar gibi olayların daha sık ve daha yıkıcı hale gelmesi, bu artışta etkili olan faktörler olarak sıralanıyor.
İklim felaketlerinin daha sık yaşanması ve aynı anda birçok sektörü etkilemesi, sigorta şirketlerinin karşılayabileceğinden daha büyük ve karmaşık kayıplara neden oluyor. Böyle durumlarda sigorta, primlerin hızla yükselmesi, bazı risklerin kapsam dışı tutulması ya da yatırımcıların geri çekilmesiyle ekonomik baskıyı artıran bir unsura dönüşebiliyor. Özellikle riskin çok yüksek olduğu yerlerde insanlar ve şirketler ya sigorta yaptıramıyor ya da sigortayı karşılayamaz hale geliyor.
Raporda iklim risklerinin sigorta sistemi üzerindeki baskısının yalnızca sigorta şirketlerinin çözebileceği bir sorun olmadığı, ortaya çıkan tablonun politika yapıcılar, düzenleyiciler, finans sistemi ve reel sektörün birlikte hareket etmesini gerektiren ortak dönüşümü zorunlu kıldığı değerlendirmesi yapıldı.
- "Dönüşüm sanılandan daha kolay gerçekleştirilebilir"
Raporun yazarı Stockholm Çevre Enstitüsü Politika Araştırmacısı Mikael Allan Mikaelsson, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Raporda tedarik zincirlerine odaklanılmasının nedenini, iklim risklerinin yerel olmaktan çıkıp sistemik bir nitelik kazanması olarak açıklayan Mikaelsson, "Bir sel, kuraklık ya da sıcak hava dalgası tek bir bölgede başlasa bile, ticaret ve lojistik ağlarının sıkı biçimde birbirine bağlı olması nedeniyle üretim duruşları, sevkiyat gecikmeleri, girdi kıtlıkları ve fiyat artışları olarak kısa sürede başka yerlere yansıyabiliyor." dedi.
Sigorta sisteminin ihtiyaç duyduğu dönüşümün bir an önce yapılması gerektiğini dile getiren Mikaelsson, tedarik zinciri aksamalarından kaynaklı küresel maliyetin 2060'a kadar 25 trilyon dolara ulaşabileceği bilgisini paylaştı.
Mikaelsson, "Halihazırda yüksek riskli gayrimenkul piyasalarında geri çekilme görüyoruz, mesela ABD'de yangına açık Kaliforniya'daki bölgeler ve kasırgalara maruz kalan Florida bunun en belirgin örnekleri. Benzer şekilde Avrupa'da da büyük sellerin ve aşırı sıcak ile kuraklığın yaşandığı bazı bölgelerde sigorta ya çok pahalı hale geliyor ya da tamamen erişilemez oluyor." diye konuştu.
Konunun iyi niyet ya da çevre duyarlılığıyla sınırlı kalmayıp doğrudan şirket bilançoları, yatırımların değeri ve işlerin sürdürülebilirliğiyle ilgili bir sorun haline geldiğine işaret eden Mikaelsson, bu nedenle iklim riskine yönelik büyük dönüşümün sanılandan daha kolay gerçekleştirilebileceğini ifade etti.
Kaynak:
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.