Prof. Dr. İ. Hamit Hancı Yazdı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Türkiye Açısından Anayasal Geçerlilik

Prof. Dr. İ. Hamit Hancı Yazdı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Türkiye Açısından Anayasal Geçerlilik

Anlaşmanın tam metni ve özellikle yürürlüğe giriş, askerî yardımın otomatikliği, saldırının tespiti ve kuvvet kullanımının kapsamına ilişkin maddeler henüz kamuya açık değil.

Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı.


Bizde Hukukçu ve Adli Bilimci Av.Dr.Alp Aslan'la bu ilginç gelişmeyi irdeledik.

7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın en önemli hükmü, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne yönelik saldırı kabul edilmesi.

Anlaşmanın tam metni ve özellikle yürürlüğe giriş, askerî yardımın otomatikliği, saldırının tespiti ve kuvvet kullanımının kapsamına ilişkin maddeler henüz kamuya açık değil.

Uluslararası kaynaklar da anlaşmanın İran savaşının devam ettiği son derece olağanüstü bir güvenlik ortamında imzalandığına dikkat çekmekte.

Anlaşmayla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalar neler..

Birincisi, Türkiye bakımından TBMM'nin uygun bulması ve anayasal onay süreci tamamlanmadan anlaşmanın otomatik askerî yükümlülük yaratıp yaratamayacağı.

İkincisi, Türkiye'nin NATO Antlaşması ve BM Şartı'ndan kaynaklanan mevcut yükümlülükleriyle yeni savunma taahhüdünün çatışıp çatışmadığı.

Üçüncüsü ve en önemlisi, anlaşmanın gerçek konu ve amacının mevcut İran savaşına veya Pakistan'ın devam eden bölgesel çatışmalarına diğer tarafları otomatik biçimde dahil etmek olması hâlinde, saldırganlık yasağı niteliğindeki jus cogens normuyla çatışarak daha imzalandığı anda, yani ab initio, hükümsüz olup olmayacağı.

Önemli olan doğru yanıtları vermek değil doğru soruları sormak.

Bugünkü açık kaynaklarla 3. Ve sonuncu ihtimalin kesinleştiği söylenemez. Ancak anlaşmanın zamanlaması ve tarafların mevcut askerî pozisyonları, bu tartışmayı teorik olmaktan çıkarmakta.

Anayasa'nın 90. maddesine göre Türkiye adına yabancı devletlerle yapılan milletlerarası antlaşmaların onaylanması kural olarak TBMM'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı.

Anayasa'nın 92. maddesi de savaş ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda TBMM'ye temel yetki vermekte. Maddenin milletlerarası antlaşmalardan kaynaklanan durumlara izin vermesi ise ancak Türkiye'nin söz konusu antlaşmaya anayasal usulle geçerli biçimde taraf olması hâlinde anlam taşımakta.

NATO Yönünden baktığımızda
Türkiye'nin NATO üyeliği başka devletlerle savunma anlaşması yapmasını kendiliğinden yasaklamamakta.

Ancak Washington Antlaşması'nın 1. maddesi üyelerin BM Şartı'na aykırı kuvvet kullanımından kaçınmasını, 7. maddesi BM Şartı yükümlülüklerinin üstünlüğünü, 8. maddesi ise üyelerin NATO Antlaşması'yla çatışan yeni uluslararası yükümlülüklere girmemesini öngörmekte.

Dolayısıyla NATO bakımından asıl mesele Mekke Anlaşması'nın varlığı değil, otomatik yükümlülüğünün kapsamı.

Türkiye'nin NATO içerisindeki yükümlülükleri ile Pakistan veya Suudi Arabistan'ın üçüncü bir ülkeyle çatışmasından kaynaklanan yükümlülükler farklı yönlere işaret ederse, bir norm ve yükümlülük çatışması ortaya çıkabilir mi.

Anlaşma normal bir barış döneminde yapılmamıştır.

İran savaşı sürmektedir ve Suudi Arabistan güvenliği doğrudan çatışmanın içine çekilmiştir.

6 Ağustos tarihli Reuters haberinde Riyad'ın İran bağlantılı güçlerden yeni saldırılar beklediği ve daha önce İran bağlantılı unsurlara yönelik askerî operasyonların gerçekleştirildiği aktarılmıştır.

Daha önemlisi Pakistan, İran savaşı sırasında Suudi Arabistan'a yaklaşık 8.000 asker, JF-17 savaş uçaklarından oluşan bir filo ve HQ-9 hava savunma sistemi konuşlandırmıştır.
Reuters'ın kaynakları bu kuvveti Suudi Arabistan'ın yeniden saldırıya uğraması hâlinde destek verebilecek “muharebe kabiliyetine sahip” bir güç olarak tanımlamıştır.

Türkiye'nin de Suudi Arabistan'la önemli savunma sanayii ilişkileri bulunmaktadır.

Zincir...
devam eden savaş → aktif askerî konuşlanma → silah ve savunma kapasitesi transferi → kolektif savunma anlaşması.

BM Şartı'nın temel sistemine göre devletlerin başka devletlere karşı kuvvet kullanması yasaktır. Başlıca istisna, BM Şartı m.51'deki bireysel veya kolektif meşru savunmadır.
Bu nokta Mekke Anlaşması bakımından belirleyicidir.

Üç devlet kendi aralarında anlaşarak BM Şartı m.51'in şartlarını ortadan kaldırabiir mi

Örmeğin Suudi Arabistan bir saldırıyı İran'a atfetti diye Türkiye otomatik olarak İran'a saldırabilir mi?

Pakistan kendisine yönelik bir eylemi “saldırı” olarak nitelendirdi diye Türkiye otomatik olarak Afganistan veya Hindistan'a karşı kuvvet kullanabilir mi?

Her olayda gerçekten “silahlı saldırı” bulunup bulunmadığı, saldırının hangi devlete atfedilebildiği, meşru savunmanın gerekliliği ve orantılılığı ayrıca değerlendirilecek midir.

Mekke Anlaşması'nın yalnız İran bağlamında değerlendirilmesi gerekmekte.

Pakistan-Afganistan çatışması 2026'da açık savaş seviyesine ulaştı ve Pakistan'ın Afganistan'a yönelik hava saldırıları ve Afgan güçlerinin karşı saldırıları devam etmekte.
CFR'nin Temmuz 2026 güncellemesi, çatışmanın resmen “açık savaş” düzeyine ulaştığını ve 2026 yazında sınır ötesi saldırıların sürdüğünü belirtmekte.

Pakistan'ın Hindistan'la tarihsel ve dönem dönem sıcak çatışmaya dönüşen ihtilafları da var.

Türkiye açısından çok önemli bir soru:
Mekke hükmü saldırının nedenini, savaşı kimin başlattığını ve Pakistan'ın önceki eylemlerini
değerlendirmeden otomatik biçimde devreye girecek midir?

Bir devlet ilk hukuka aykırı kuvvet kullanımını gerçekleştirmiş ve karşı taraf meşru savunma kapsamında cevap vermişse, ilk devletin “ben saldırıya uğradım” diyerek ittifak mekanizmasını işletmesi saldırganlığı meşru hâle getirecek midir.

Türkiye'nin Suudi Arabistan veya diğer taraflarla savunma ticareti tek başına uluslararası hukuka aykırı değil.

Ancak başka bir devletin hukuka aykırı kuvvet kullanımına bilerek ve somut katkı sağlayacak şekilde yardım veya destek verilmesi, devlet sorumluluğu hukukunda ayrı bir hukuki sorun yaratabilir mi?

Türk silahlarının Suudi Arabistan'ın meşru savunmasında kullanılması ile hukuka aykırı bir saldırı operasyonunda Türkiye'nin bilgisi dahilinde kullanılmasının hukuki sonuçları aynı mı olacak?

Anlaşmanın zamanlamasına bakıldığında,

İran savaşı devam etmekte.

Suudi Arabistan savaşın güvenlik çevriminin içinde.

Pakistan'ın Suudi Arabistan'da savaş kabiliyetine sahip önemli bir kuvveti bulunmakta.

Pakistan'ın Afganistan'la açık silahlı çatışması sürmekte.

Türkiye hem NATO üyesi hem de bölge ülkeleriyle geniş savunma sanayii ilişkileri yürütmekte

Bu şartlar altında Mekke Anlaşması'nın yalnızca soyut bir “gelecekteki savunma anlaşması” olarak değerlendirilmesi yeterli olacak mıdır.

Anlaşmanın gerçek amacı yalnızca hukuka uygun kolektif meşru savunma mıdır
Yoksa devam eden İran savaşı veya Pakistan'ın mevcut çatışmaları bakımından taraflardan birinin kuvvet kullanımını diğerlerine otomatik olarak yayma amacı mı taşımaktadır.

Ülkemizin güvenliği açısından naçizane sorularımızı aktardık

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler