Prof. Dr. Mustafa Tözün Yazdı: Dünya Çocuk İşçiliğine Karşı Gün, 12 Haziran
Çocukluk; bireyin duygusal, bedensel ve psiko-sosyal gelişimini güvenle tamamlayacağı, devletin, toplumun ve ailenin ortak koruması altında olması gereken en hassas dönemdir.
Bugün 12 Haziran. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından ilan edilen “Dünya Çocuk İşçiliğine Karşı Gün”. Sokaklarda, tarlalarda ya da ağır sanayi çarklarının arasında ömürleri öğütülen milyonlarca çocuğun sessiz çığlığını duymak, küresel bir vicdan muhasebesi yapmak için kritik bir eşikteyiz.
Çocukluk; bireyin duygusal, bedensel ve psiko-sosyal gelişimini güvenle tamamlayacağı, devletin, toplumun ve ailenin ortak koruması altında olması gereken en hassas dönemdir. Ancak ne yazık ki, uluslararası sözleşmelerin 18 yaşına kadar her bireyi "çocuk" olarak tanımlamasına rağmen, dünya genelinde milyonlarca evlat hak ettikleri yaşama erişememekte, ağır hak ihlalleri ve sömürünün en çıplak hali olan "çocuk işçiliği" ile karşı karşıya kalmaktadır.
Küresel Manzara: Umut ile Gerçek Arasındaki Uçurum
İstatistikler, insanlığın bu büyük ayıba karşı verdiği mücadelenin hızını net biçimde ortaya koyuyor. 2000 yılından bu yana yürütülen kararlı politikalar sayesinde dünyadaki çalışan çocuk sayısı neredeyse yarı yarıya azalarak 246 milyondan 138 milyona kadar geriledi. Bu önemli bir başarı olsa da mevcut ilerleme hızı, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda belirlenen "2025 küresel ortadan kaldırma" vizyonunun gerisinde kaldığımızı gösteriyor. Eğer bu trajediyi tamamen sonlandırmak istiyorsak, küresel eylem ve müdahalelerin tam 11 kat daha hızlı uygulanması şart.
Bölgesel dağılıma baktığımızda tablonun adaletsizliği daha da belirginleşiyor. Nüfus artışı, aşırı yoksulluk ve bitmek bilmeyen çatışmaların gölgesindeki Sahra Altı Afrika, yaklaşık 87 milyon çocukla bu ağır yükün merkez üssü olmayı sürdürüyor. Buna karşın, Asya ve Pasifik bölgesi çocuk işçiliğini %6'lardan %3'lere (49 milyondan 28 milyona) düşürerek son yılların en kayda değer başarısına imza attı. Küresel ölçekte çocuk işçiliğinin en yaygın olduğu sektör ise %61 ile tarım. Bunu %27 ile hizmet sektörü (ev işleri, sokak satıcılığı vb.) ve %13 ile sanayi (madencilik, imalat) takip ediyor.
Fas'ta düzenlenen 6. Küresel Çocuk İşçiliğinin Ortadan Kaldırılması Konferansı'nda kabul edilen "Marakeş Küresel Eylem Çerçevesi", devletlere kök nedenleri kurutacak somut bir yol haritası sunuyor. Bu yılın ana kampanyası ise küresel vicdana net bir çağrı yapıyor: “Çocuk işçiliğine kırmızı kart: Çocuklar için adil oyun, yetişkinler için insana yakışır iş!”.
Türkiye Raporu: Mevzuatın Gücü, Uygulamanın Sınavı
Gelişmekte olan ülkelerin en kronik sorunlarından biri olan çocuk emeği kullanımı; düzensiz kentleşme, kentsel işsizlik, göç ve enformal ekonominin büyümesiyle doğrudan besleniyor. Geçim sıkıntısı yaşayan aileler, hayatta kalabilmek için çocuklarını çok küçük yaşlarda iş gücü piyasasına sürmek zorunda kalıyor. Türkiye, Uluslararası Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Programı’na (IPEC) katılan ilk altı ülkeden biri olarak uzun yıllardır bu sorunla yapısal bir mücadele yürütüyor. Nitekim Anayasamızın 50. maddesi “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” diyerek çocukları en üst düzeyde koruma altına almıştır.
Yasal mevzuatımıza (4857 sayılı İş Kanunu) göre asgari çalışma yaşı 15’tir. Sadece 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimini tamamlamış çocukların, eğitimlerine ve gelişimlerine engel olmayacak "hafif işlerde" çalışmasına katı kurallarla izin verilmektedir. Üstelik yönetmelikler, bu çocukların her 6 ayda bir periyodik sağlık muayenelerinden geçirilmesini zorunlu kılar. Ancak kağıt üzerindeki bu güçlü koruma mekanizmaları, sahadaki gerçeklikle her zaman örtüşmüyor.
TÜİK verilerine göre, ülkemizde 15-17 yaş grubundaki çocukların istihdam oranı %15,6 gibi ciddi bir seviyeye ulaşıyor. Bu çalışan çocukların %68,8’ini erkek, %31,2’sini ise kız çocukları oluşturuyor. Türkiye’de de çocuk işçiliği ağırlıklı olarak üç riskli alanda kümelenmiş vaziyette: Aile içi ücretsiz emeğin sömürüldüğü ve eğitim başarısını düşüren tarım sektörü; fiziksel, duygusal ve cinsel istismara en açık, suç örgütlerinin radarına giren korumasız sokaklar; denetimlerin yetersiz kaldığı merdiven altı küçük işletmelerden oluşan sanayi sektörü.
Neden Sessiz Kalamayız? Biyolojik Gerçekler
Çocukları yetişkin işçilerden ayıran en temel fark, onların biyolojik, ruhsal ve sosyal olarak henüz gelişim aşamasında olmalarıdır. Yetişkinler için risk taşımayan bir çalışma ortamı, bir çocuk için geri dönülemez hasarlar yaratabilir. Örneğin, kimyasal maddelerin bulunduğu ortamlarda çocukların kilogram başına maruz kaldığı toksik miktar erişkinlerden çok daha yüksektir; kurşun gibi ağır metaller çocukların beyin dokusuna daha hızlı nüfuz eder ve klinik süreç çok daha ağır seyreder.
Dahası, kas ve kemik yapıları tamamlanmadığı için aşırı bedensel aktivite ve ağır yük taşımak gelişimlerini kalıcı olarak sakatlamakta, kötü çalışma koşulları ve yetersiz beslenme ise boy/kilo gelişimlerini akamete uğratmaktadır. Yaşam deneyimi eksikliği, refleks yetersizliği ve dikkat dağınıklığı yüzünden sanayide ve sokakta çalışan çocukların iş kazası geçirme ve kronik hastalıklara yakalanma oranları ürkütücü boyutlardadır.
Çözüm Yolu: Radikal ve Bütüncül Adımlar
Çocuk işçiliğini salt bir yasal denetim problemi olarak görmek körlüktür. UNICEF ve ILO'nun da altını çizdiği üzere, bu çok yönlü toplumsal yaranın iyileşmesi için acilen şu bütünleşik adımların atılması gerekmektedir:
- Sosyal Koruma Yatırımları: Hanelerin çocuk emeğine muhtaç kalmaması için evrensel çocuk yardımları ve kırılgan ailelere yönelik ekonomik destek ağları güçlendirilmelidir.
- Eğitimde Kalıcılık: Türkiye'de çocuk işçiliğini engelleyen en büyük yapısal devrimlerden biri sekiz yıllık zorunlu eğitim olmuştur. Özellikle kırsal ve göç alan bölgelerde çocukların eğitim sistemi içinde kalması ve kaliteli eğitime erişimi garanti edilmelidir.
- Sıkı Denetim ve Hesap Verebilirlik: Tedarik zincirlerinde çocuk işçiliğinin son bulması için iş müfettişlerinin denetim kapasitesi artırılmalı, mevzuatı ihlal eden işletmelere tavizsiz yaptırımlar uygulanmalıdır [3-5].
Bugüne kadar çocuk işçiliği toplumumuzda, özellikle tarım işçiliği, bitirilemediği için devletimiz mevzuat düzenlemelerine gitmiştir. Çocuk işçilerin haklarını koruyan yasal düzenlemelerimiz mevcuttur. Ancak nihai hedef çocuk işçiliğini bitirmek olmalıdır.
Geleceğimizin teminatı olan çocukların yeri fabrikalar, karanlık atölyeler ya da tehlikeli sokaklar değil; okul sıraları ve oyun parklarıdır. 12 Haziran vesilesiyle bir kez daha haykıralım: Çocukların emeğini değil, umutlarını ve neşelerini büyütebildiğimiz bir dünya inşa etmek hepimizin insanlık borcudur. Marakeş'te verilen sözleri sahalarda gerçeğe dönüştürmek, çocuk işçiliğine amasız, fakatsız bir KIRMIZI KART göstermek için bugün harekete geçme günüdür.
Kaynaklar:
- UN World Day Against Child Labour Raporu, Erişim: 12.06.2026 (https://www.un.org/en/observances/world-day-against-child-labour)
- ILO. (2017). Global Estimates of Child Labour: Results and Trends, 2012-2016. Geneva: International Labour Office.
- TÜİK. (2012). Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları. Ankara: TÜİK.
- Batomen Kuimi B. L., Oppong-Nkrumah O., Kaufman J., Nazif-Munoz J. I., Nandi A. (2018). Child Labour and Health: A Systematic Review. International Journal of Public Health, 63(5), 663-72.
- Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik (2004). T.C. Resmî Gazete, 25425, 6 Nisan 2004.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.