Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Hürmüz Gerilimi ve Küresel Tahterevalli: Amerika’nın Hesaplayamadığı Yeni Denge
Amerika kendisini tahterevallinin merkezine yakın bir yerde konumlandırırken, Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktaların tahterevallinin en uç kısmında bulunmasına rağmen merkezden çok daha büyük etki oluşturabileceğini tam anlamıyla hesap edememiştir.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllardır kendisini küresel sistemin merkez gücü olarak konumlandırmaktadır. Gerçekten de askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlük bakımından hâlâ dünyanın en etkili aktörlerinden biridir. Ancak son süreç göstermiştir ki, dünyanın merkezinde bulunmak tek başına küresel dengeyi mutlak biçimde kontrol etmeye yetmemektedir.
Bu durumu bir tahterevalli örneğiyle açıklamak mümkündür. Amerika kendisini tahterevallinin merkezine yakın bir yerde konumlandırırken, Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktaların tahterevallinin en uç kısmında bulunmasına rağmen merkezden çok daha büyük etki oluşturabileceğini tam anlamıyla hesap edememiştir. Çünkü fizikte olduğu gibi jeopolitikte de bazen uzak noktadaki küçük bir kuvvet, merkeze yakın büyük bir kuvvetten daha etkili sonuç doğurabilmektedir.
Nitekim Hürmüz Boğazı yalnızca bölgesel bir geçiş noktası değildir. Küresel enerji arzının önemli bir kısmının geçtiği bu stratejik hat, dünya ekonomisinin sinir uçlarından biri hâline gelmiştir. Bu sebeple burada meydana gelen her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil; Asya’dan Avrupa’ya kadar geniş bir ekonomik sistemi doğrudan etkileyebilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri bu nedenle Hürmüz üzerindeki etkinin azaltılması ve bu stratejik hattın mümkün olduğunca “merkeze çekilmesi” için yoğun çaba göstermiştir. Başka bir ifadeyle, tahterevallinin uç kısmındaki etkinin azaltılması hedeflenmiştir. Ancak burada beklenen ölçüde uluslararası destek sağlanamamıştır. Dünya devletlerinin önemli bir kısmı, kendi ekonomik çıkarları ve enerji güvenlikleri sebebiyle daha temkinli hareket etmeyi tercih etmiştir.
Özellikle Çin ve Rusya gibi küresel aktörlerin doğrudan ya da dolaylı destekleri, Hürmüz merkezli denklemi Amerika açısından daha karmaşık hâle getirmiştir. Bu nedenle süreç, kısa süreli ve kesin sonuçlu bir müdahaleden ziyade zamana yayılan düşük yoğunluklu bir gerilim stratejisine dönüşmüştür.
Bugün gelinen noktada Amerika’nın temel hedeflerinden birinin, tahterevallinin diğer ucunda oluşan destek hatlarını zayıflatmak olduğu görülmektedir. Çin’in ekonomik etkisini, Rusya’nın stratejik nüfuzunu ve bölgesel ittifakların güç kazanmasını sınırlandırmaya yönelik politikalar da bu çerçevede okunmalıdır. Ancak burada dikkat çeken en önemli hususlardan biri şudur: Küresel sistemde artık yalnızca merkezde güçlü olmak yeterli değildir. Hatta bazı durumlarda stratejik uçlarda etkili olmak, merkezde güçlü olmaktan çok daha belirleyici sonuçlar doğurabilmektedir.
Üstelik tahterevallinin merkezine yakın duran güçlerin, her zaman avantajlı olduğu da söylenemez. Çünkü merkezde yer alan yapı, kendi dışındaki pek çok ülkeye etki edebilse de aynı zamanda çok daha fazla baskıya, hedefe ve karşı müdahaleye açık hâle gelmektedir. Başka bir ifadeyle merkezde bulunmak, yalnızca güç üretmek değil; aynı zamanda daha fazla risk taşımak anlamına da gelmektedir.
Buna karşılık tahterevallinin uç kısmında bulunan stratejik noktalar ise daha sınırlı güç kapasitesine sahip görünseler bile, dengeyi bozma ve yön değiştirme bakımından çok daha yüksek etki oluşturabilmektedir. Hatta bazı durumlarda merkezin sahip olduğu geniş etki alanı, onu daha görünür ve daha fazla hedef hâline getirirken; uç noktalar daha düşük maliyetle çok daha büyük sonuçlar doğurabilmektedir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken en önemli husus, tahterevallide asıl önemli olanın denge olduğudur. Çünkü tahterevalli tamamen bir tarafın yere çökmesi veya diğer tarafın tamamen havaya kalkması üzerine kurulmaz; sistemin sürdürülebilirliği belli bir dengeyle mümkündür. Küresel siyaset de büyük ölçüde bu mantıkla işlemektedir.
Nitekim Amerika Birleşik Devletleri sahip olduğu askeri ve teknolojik kapasite itibarıyla çok daha sert ve yıkıcı yöntemlere başvurabilecek güçtedir. Ancak böylesine büyük bir gücün kontrolsüz şekilde kullanılması, yalnızca karşı tarafı değil bütün küresel sistemi sarsabilecek sonuçlar doğuracaktır. Bu sebeple dünya düzeninin tamamen bozulmaması adına çoğu zaman mutlak yıkım yerine kontrollü gerilimler, sınırlı çatışmalar ve dengeli baskı politikaları tercih edilmektedir.
Çünkü günümüz dünyasında enerji geçiş noktaları, boğazlar, lojistik koridorlar, limanlar ve bölgesel ittifak hatları; klasik askeri güç kadar hatta zaman zaman ondan daha fazla etkili hâle gelmiştir. Hürmüz gerilimi de dünyaya tam olarak bunu göstermektedir. Tahterevallinin merkezinde oturan güç ne kadar büyük olursa olsun, diğer uçta oluşan stratejik ağırlık dengeyi değiştirebilmektedir.
Bu sebeple yeni dönemde devletlerin yalnızca merkezi güç olmaya değil; stratejik uçlarda etkinlik kurmaya, kritik geçiş noktalarında nüfuz sahibi olmaya ve küresel denklemin hassas bölgelerinde varlık göstermeye daha fazla önem vereceği anlaşılmaktadır. Çünkü artık küresel mücadele sadece merkezin gücüyle değil, uçların stratejik etkisiyle de şekillenmektedir.
Ancak mevcut tabloya bakıldığında, Amerika’nın yürüttüğü stratejinin henüz istenilen sonucu tam anlamıyla ürettiğini söylemek kolay değildir. Çünkü dünya giderek tek kutuplu yapıdan uzaklaşmakta; bölgesel güç merkezleri artmakta, enerji yolları yeni diplomatik eksenler oluşturmakta ve klasik güç anlayışı yeniden şekillenmektedir.
Önümüzdeki süreçte asıl mesele yalnızca askeri üstünlük olmayacaktır. Asıl mesele; stratejik noktaların, enerji koridorlarının, lojistik hatların ve küresel ittifakların nasıl yönetileceği olacaktır. Hürmüz merkezli gerilim, dünya siyasetine yeni bir gerçeği açık biçimde göstermiştir: Bazen tahterevallinin en uzak ucundaki küçük bir hareket, merkezde duran en büyük gücü bile sarsabilecek sonuçlar doğurabilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.