Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Hürmüz’ü Deveye Atlatma Israrı: Gecikmeli Farkındalık ve Tırmanan Kaos?!
Şubat 2026’dan bu yana süren İsrail-ABD-İran çatışması, Hürmüz Boğazı’nı küresel enerji güvenliğinin, ticaretin ve askeri rekabetin en kritik düğüm noktasına dönüştürdü.
Orta Doğu’nun tarihsel kırılma anları, coğrafyanın stratejik ağırlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Şubat 2026’dan bu yana süren İsrail-ABD-İran çatışması, Hürmüz Boğazı’nı küresel enerji güvenliğinin, ticaretin ve askeri rekabetin en kritik düğüm noktasına dönüştürdü.
Bugün gelinen noktada boğaz, yalnızca bir su yolu olmaktan çıkmış; ateşkeslerin kırılganlığı, gemi saldırılarının ve ablukanın gölgesinde dünya ekonomisini tehdit eden bir volkan haline gelmiştir.
Hürmüz, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sini taşıyan dar bir geçit.
“Hürmüz’ü deveye atlatmak” metaforu, bu gerçeği en iyi özetliyor:
Dar bir boğazı by-pass etmek, alternatif rotalar oluşturmak ya da etkisiz kılmak, lojistik, ekonomik ve askeri açıdan imkânsıza yakındır.
İran’ın Şubat sonundan itibaren boğazı büyük ölçüde kapatması, gemilere saldırı ve el koyma operasyonları, ABD’nin karşılık olarak uyguladığı deniz ablukası ve Trump’ın İran teknelerine “vur ve imha et” talimatı, bu zorluğun kanlı bir sınavı haline geldi.
Son gelişmeler, gecikmeli bir farkındalığı işaret ediyor.
Nisan ortasında Pakistan arabuluculuğunda sağlanan geçici ateşkesle boğaz kısa süreliğine ticari gemilere açılmış, ancak ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmesi üzerine İran tarafı yeniden kontrolü sıkılaştırmış ve gemilere müdahalelere devam etmiştir.
Son 24 saatte Devrim Muhafızları’nın üç gemiye ateş açıp ikisine el koyması, Trump’ın ateşkes uzatma kararına rağmen tansiyonun düşmediğini gösteriyor.
Yüzlerce gemi beklerken, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve sigorta primlerindeki artış, küresel ekonomiye şimdiden ağır maliyetler yükledi.
Kritik Soru Hâlâ Aynı Duruyor:
Ne pahasına olursa olsun Hürmüz’ü kontrol etme, by-pass etme ya da etkisizleştirme ısrarı sürdürülecek mi, yoksa bu stratejik imkânsızlığın kabulüyle yeni bir denge mi aranacak?
Tarih, bu tür ısrarların bedelini ağır ödetiyor.
Arap kültüründe “Bade harab el-Basra” (Basra yıkıldıktan sonra) deyişi, geç kalınmış aklın sembolüdür.
Bugün aynı zihniyetle hareket edilirse yarın “Bade harab el-Körfez” ya da daha geniş bir ifadeyle “Bade harab el-belirsizlik” kaçınılmaz olabilir.
Bir büyük çatışma sadece bölgesel değil; küresel enerji akışını keser, enflasyonu tetikler ve askeri gerilimi kontrol edilemez bir noktaya taşır.
Kazanan tarafın olmayacağı, yalnızca yıkımın coğrafyasının genişleyeceği bir senaryo.
Kişisel kanaatim, ABD’nin (özellikle Trump yönetiminin) bu stratejik zorlamadan kolay vazgeçmeyeceği yönünde.
Hürmüz’ü aşma arzusu, küresel güç projeksiyonunun bir parçası olarak görülüyor.
Ancak son haftalarda yaşanan gemi el koymaları, mayın tehditleri ve karşılıklı abluka girişimleri, öngörülen “zafer” yerine derin bir kaosa işaret ediyor.
Ateşkes uzatmalarına rağmen Islamabad görüşmelerinin tıkanması ve sahada devam eden provokasyonlar, kırılganlığın sürdüğünü gösteriyor.
Mesele artık yalnızca askeri bir tercih değil; stratejik bir akıl sınavıdır.
Hürmüz’ü deveye atlatmaya çalışmak mı, yoksa coğrafyanın ve gerçeklerin dayattığı yeni dengeleri kabul etmek mi?
Tarih, bu soruya verilen cevapları not etmeye devam ediyor.
Ve her zamanki gibi, geç kalınmış doğruların bedeli en ağır şekilde ödeniyor.
Bu akşam itibarıyla Hürmüz, hâlâ dünyanın en tehlikeli dar geçidi olarak kalmaya devam ediyor.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.