Prof.Dr.Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: İran Savaşı ve Nükleer Eşik: Baskı Stratejisinin Ters Tepen Paradoksu
Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a yönelik güvenlik politikaları da bugün benzer bir paradoks üretme riski taşımaktadır.
Prof.Dr.Seyithan Deliduman
Uluslararası siyasette sıkça karşılaşılan stratejik yanılgılardan biri, baskının her şart altında sonuç vereceği ve hedef aktörü geri adım atmaya zorlayacağı varsayımıdır. Oysa tarihsel tecrübe bunun her zaman doğru olmadığını göstermektedir. Bazı durumlarda yoğun baskı, teslimiyet değil; direnç, sertleşme ve yeni kapasite arayışları doğurmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a yönelik güvenlik politikaları da bugün benzer bir paradoks üretme riski taşımaktadır. İran’ın nükleer kapasitesini tamamen sınırlandırma amacıyla yürütülen baskı süreci, uzun vadede tersine dönerek İran’ın nükleer silaha sahip olma sürecini hızlandırabilir.
İlk bakışta çelişkili görünen bu ihtimal, aslında devlet davranışları açısından anlaşılabilir bir mantığa sahiptir. Devletler, varoluşsal tehdit algıladıkları dönemlerde caydırıcılık araçlarına daha fazla önem verirler. Eğer bir yönetim, dış müdahale riskini yüksek görüyorsa, ekonomik maliyetleri ikinci plana atarak güvenlik kapasitesine öncelik verir. İran bakımından mevcut tablo büyük ölçüde böyledir. Uzun süredir yaptırımlar, diplomatik baskı ve bölgesel çevreleme politikalarıyla karşı karşıya kalan Tahran yönetimi, meseleyi artık yalnızca enerji politikası rejim ve rejim güvenliği çerçevesinde değil devletin devamlılığı bağlamında değerlendirmektedir.
Biliyoruz ki, kuşatıldığını düşünen bir aktör ya taviz verir ya da beklenmedik ölçüde sertleşir, ki bunun çok örneği vardır. İran’ın da benzer şekilde mevcut baskı ortamında geri çekilmek yerine daha güçlü caydırıcılık araçlarına yönelmesi olasıdır. İran yönünden bunu kolaylaştıracak dış etmenler de fazlasıyla oluşmuştur. Zira İran bugün geçmiş dönemlere kıyasla daha yalnız bir ülke değildir. Uluslararası sistemin giderek çok kutuplu hale geldiği bir dönemde Çin, Rusya ve Kuzey Kore gibi aktörlerle geliştirilen ilişkiler, Tahran’a önemli ölçüde manevra alanı sağlamaktadır. Hemen ifade edelim ki, bu desteğin doğrudan askerî nitelikte olmak şart değildir. Diplomatik koruma, teknoloji paylaşımı ve yaptırımların etkisini azaltan ekonomik mekanizmalar da aynı derecede önemlidir. Bu nedenle İran’ın pazarlık gücü, geçmiş yıllara kıyasla daha yükselmiştir.
Bu çerçevede savaş öncesi statükoya dönüş ihtimali giderek zayıflamaktadır. İran’ın ağır maliyetler ödedikten sonra, önceki dönemden daha dezavantajlı bir anlaşmayı kabul etmesini çok zayıf bir ihtimal olarak görmekteyiz. Dolayısıyla muhtemel bir müzakere sürecinde yalnızca nükleer program değil; yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, enerji ihracatının normalleşmesi ve güvenlik garantileri gibi daha kapsamlı başlıklar kaçınılmaz olarak pazarlık masasına gelecektir.
Buna göre, İran açısından artık eski denklemin sürdürülmesi güçleşmiştir. Önümüzde iki temel senaryo bulunmaktadır. Birinci senaryo, İran’ın askerî ve ekonomik açıdan ciddi biçimde zayıflatılmasıdır. İkinci senaryo ise baskıya rağmen nükleer eşiği aşarak kalıcı bir caydırıcılık statüsü kazanmasıdır. Tarihsel örnekler, nükleer kapasiteye ulaşan devletlerin dış müdahaleye karşı daha korunaklı hale geldiğini göstermektedir.
İkinci senaryonun gerçekleşmesi halinde İran’ın yalnızca dış politika konumu değil, iç yapısı da zamanla değişebilir. Sürekli tehdit altında bulunan toplumlarda güvenlik refleksi güçlenirken, tehdit baskısının azalması durumunda ekonomik reform, kalkınma ve toplumsal normalleşme talepleri daha görünür hale gelir. Bu nedenle uzun vadede daha pragmatik, daha müreffeh ve daha dışa açık bir İran ihtimali tamamen göz ardı edilmemelidir.
Hasılı kelam, İran’ı nükleer kapasiteden mahrum bırakmayı amaçlayan sert baskı stratejisi, tam tersine İran’ı nükleer silah edinmeye daha fazla motive edebilir. Eğer süreç rasyonel diplomasiyle yönetilmezse, bugün İran’ı durdurmak için kurulan denklem, yarın İran’ın resmen nükleer statü kazanmasıyla sonuçlanabilir. Böyle bir durumda amaçlanan sonucun tam tersi ortaya çıkacak; İran zayıflamak yerine daha dokunulmaz bir konuma ulaşabilir. Taş devri nükleer cilalı taş devrine evrilebilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.