Prof. Dr. İ. Hamit Hancı

Prof. Dr. İ. Hamit Hancı

Psikotronik Silahlar

Prof.Dr.İ.Hamit Hancı

16 Nisan Dünya Ses Günü, insan sesinin iletişimdeki hayati rolüne dikkat çekmek, ses sağlığı bilincini artırmak ve ses hastalıklarına karşı farkındalık yaratmak amacıyla kutlanan uluslararası bir gün. Tatil fikri Brezilya'dan doğdu: 1999'da yerel doktorlar, konuşma terapistleri ve vokal öğretmenleri ulusal bir Ses Günü kurdu. Bu şekilde, halka sesin savunmasız olduğunu ve dikkatli davranmanın önemli olduğunu hatırlatmaya çalıştılar. Yavaş yavaş diğer ülkeler de girişime katıldı.

Tabi sesin kötüye kullanımı da söz konusu.

Burada karşımıza Psikotronik Silah kavramı çıkmakta. Bunlara Akustik Silah ismi de verebiliriz.

İnternet yazılarına göre, İddialara göre, Psikotronik silahlar, elektromanyetik radyasyon, ses dalgaları veya diğer tekniklerle insan beynini, zihnini ve davranışlarını uzaktan manipüle etmeyi, sesler iletmeyi veya fiziksel rahatsızlık vermeyi amaçlayan spekülatif, zihin kontrol odaklı teknoloji ve teorilerdir. Genellikle devlet ajanları veya gizli örgütlerin bu yöntemle bireyleri hedef aldığı iddia edilmektedir.

Psikotronik silahlar, İnsanların düşüncelerini, duygularını ve fiziksel durumlarını dış bir etkiyle yönlendirmek, kişide sahte algılar (halüsinasyonlar) yaratmak amacı güderler.

Amerikan Psikotronik Derneği 1977'den beri faaliyet göstermektedir.

Elektromanyetik alanların insan sinir sistemini etkisi araştırılmaktadır.

Bu silahlar gerçeklikle komplo teorisi iddiaları arasında gidip gelmektedirler. Doğaları gereği gizli oldukları ve üzerlerinde tam olarak bilimsel çalışmalar yapılamadığı için bu alan bulanık/belirsiz kalmaktadır.

Ricamızla bu konuda çalışma yapan Psikiyatri Profesörü ve Adli Tıp Doktoru Dr.Sertaç Ak

Makalesinde bu alanda araştırmalarının 1950’li yıllarda başladığını söylüyor.

Ak a göre, 1950’li yıllarda CIA bu çalışmalara başlamıştır, yine diğer süper güç SSCB'nin benzer çalışmalar yürüttüğü ileri sürülmüştü.. Bu hususta çok sayıda belge de ortaya çıkmış. Ak, hedefin , bilinen en karmaşık beyne sahip olup onun çıktıları (duygu, düşünce, davranış) ile dünyayı kendi lehine (bazen de aleyhine) değiştirebilen insanın kontrolü olduğunu söylüyor. Bu kontrol ile “rakip” insan ya da insan topluluklarının kabiliyetleri kısıtlanabilecek, muhtemel fiiller (saldırı vb.) ile ilgili önceden bilgi alınabilecek, bu teknolojiye erken ulaşılırsa da sonradan ulaşanların girişimlerine karşı konulabilecektir. Daha da ilerisi eğer başarılabilirse duygu, düşünce ve davranış yönlendirmesi ile tam kontrol sağlamaktır.

Bu amaçlar için üzerinde çalışılan başlıklar kabaca; Telepatik telsizler, radyohipnotik sistemler, nöro-elektromanyetik frekans saldırıları, , sayısal silah (Elipton), sayısal dalga teorisi, Tesla topu, Tesla kalkanı, HAARP, ECHELON, Pandora Projesi, Monarch Projesi, MK-Ultra Projesi, radyohipnotik silahlar, ve elektromanyetik silahlar vb.

Bunların yanında zihin kontrolü için direk ya da bu silahlara destek için LSD, Amfetamin, barbiturat benzeri ilaçlar da beyni kimyasal olarak etkilenmesi suretiyle denenmiştir.

İnsan beyninin temel çıktılarını (duygu, düşünce, davranış) hedef alan bu formülasyonların hiçbiri hayal edilen etkiyi tam olarak yaratmamış , çalışmalardan beyin-zihin kontrolü ile ilgili çok detaylı bilgiler edinilmiş ve çok çeşitli alanlarda kullanılmıştır.

Dışarıdan bir cihaz ya da bir kimyasal ile beyne istenildiği gibi ulaşılamayacağını görenler, yöntem değişimini tercih etmiştir. Beyne yine onun girdi yolları ile girmek. Şu an beyniniz temel girdi yolakları işitme, görme, tat alma, dokunma ve koku alma şeklinde kabaca tarif edeceğimiz beş duyudur. Hâlihazırda tat-koku alma ve dokunma duyularımızın işgali sınırlı iken diğer iki yol ile beynimize çok kolay girilebilmekte, duygu, düşünce ve davranışlarımız yönlendirilmektedir.

Hepimizin evine ilk giren radyodan , şimdi ise hemen her birimizin elinden düşürmediği akıllı telefonlara kadar nasıl bir bombardıman altındayız görüyoruz. Alışveriş tercihlerimizi ne ya da neler belirliyor? Bizim görüşlerimiz nerede vücut bulup, nasıl kayıt altına alınıyor? Çocuklarımız göndereceğimiz okul, bineceğimiz araba, oturacağımız ev, çıkacağımız tatil hiçbir etkilenme altında kalmadan mı belirleniyor? Şirketler parayla, bilinen uygulamalardan çok sayıda insanın verisini satın alıyor ve kendilerine göre bir algoritma geliştiriyor. Bunu ticaret, siyaset v.b pek çok yerde kullanıyor.

Hayal edilen elektromanyetik dalgalar yeterince beyinlerimizi etkileyemedi ancak modern Psikotronik Silahların mermileri gözümüzden ve kulağımızdan içeri giriyorlar. Hem de Subliminal olarak.

60 yıl süren çalışmaların en önemli kazanımı, psikotronik silahı dışarıdan ateşlemek yerine herkesin eline-cebine birer bazen ikişer tane sokmak oldu. Daha da ironik olan silahın mermilerini de artık biz üretiyoruz. Yakınınızda telefon varken bir konudan bahsetmek, sosyal platformda beyninizin en nadide çıktısı olan düşüncenizi paylaşmak, duygularınızı ifade etmek, her türlü mesleki faaliyetinizi açmak ve benzeri çok sayıda işlem ile büyük dataları artık biz oluşturuyoruz. Bu veriler büyük analizler ve sonrasındaki algoritmalar ile şekillenerek yine bize dönüyor. Silahı biz satın alıyoruz, mermilerini biz dolduruyoruz, sürekli vurulunca da şaşırıyoruz.

Her ne kadar AK, direk akustik etkileşim 950'lerde tam olarak yarar sağlamadı dese de günümüz teknolojisinin muazzam gelişmesi bu alan içinde bizi dikkatli olmaya zorluyor. Bunun örnekleri var.

Yine Adli Bilimci Av. Dr.Alp Aslan ile yaptığımız bir çalışma da Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da düzenlenen protestolar sırasında güvenlik güçlerinin kalabalığı dağıtmak için LRAD (Long Range Acoustic Device) yani Uzun Menzilli Akustik Cihaz kullandığını el almıştık.

Yüksek frekanslı ses dalgaları protestocuları uzaklaştırmak amacıyla kullanılırken, bu cihazın kullanımıyla ilgili insan sağlığına zarar verebileceği ve orantısız güç olduğu yönünde eleştiriler gündeme gelmişti.

İnsanlar bu uygulama esnasında kendilerini “Bir tür büyü”nün etkisi altındaymış gibi hissettikleri ifade etmişlerdi.

Protestocular; “Yanığa benzer ani bir acı” ve “Sanki üzerlerine bir uçak düşüyormuş” gibi bir his çöktüğünü , kulak tıkaçlarının işe yaramadığını belirtmişlerdi.

LRAD, birçok ülkede polis, ordu ve güvenlik birimleri tarafından kullanılan bir sistemdir. Ancak, kullanımına yönelik etik ve sağlık endişeleri nedeniyle tartışmalara yol açmaktadır.

Güvenlik güçleri, kalabalık kontrolü ve ayaklanma yönetimi için çeşitli yöntemler Kullanmaktadır. Bunlardan birisi de LRAD (Long Range Acoustic Device - Uzun Menzilli Akustik Cihaz) gibi ses bazlı sistemlerdir. LRAD, yüksek desibelli ve yönlendirilmiş ses dalgaları yayarak kalabalıkları kontrol altına almak veya dağıtmak için kullanılmaktadır.

Aslında biraz daha farklı ama aynı orjinli saldırıları “Havana Sendromu” adıyla görmüştük ve bu konuda da basın bildirisi yapmıştık. Havanadaki ABD Büyükelçiliği dünya geneline yayılan sendromun çıkış noktası olarak kabul edilmişti.

Havana bildiğiniz üzere Küba’nın başkenti. Bu sendroma başkentin isminin verilmesinin temelinde ise ilk olarak Küba da görev yapan ABD li ve Kanadalı diplomatlarda görülen bir rahatsızlık olması var. 2016 ve 2017 yıllarında görülen bu gizemli hastalık bir süre sonra Rusya’dan Çin’e Avusturya’dan ABD’nin içindeki güvenlik birimlerinde çalışan bazı kişilere kadar çok farklı yerlerde ortaya çıktı.

Havana Sendromu;nun en önemli belirtilerinden biri çok güçlü baş ağrıları. Hastalığı yaşadığını iddia edenlerin temel şikayeti belirli bir noktadan gelen sesler…Hatta bu kişiler, çevrelerindekilerin duymadığı ancak kendilerinin çok net hissettiği bir sesten bahsetmektedir.

Maruziyetin ardından baş dönmesi, ani denge ve duyma kaybı, görme bozuklukları, basınç ve titreşim hissetme, algı sorunlar, hafıza kaybı, uykusuzluk ve anksiyete belirtiler görülmekte.

O dönemde Havana Sendromu asimetrik savaş öğesi mi? Diye sormuştuk. Tüm bu yaşananlar gizli bir ses silahı saldırısı mı, bilinmeyen bir elektro manyetik saldırı mı, yoksa bir toplu histeri durumu mu henüz ispatlanan bir şey yoktu.”

Yurt dışında yayınlanan makalelerde Havana Sendromu’na dair genel olarak ‘akustik saldırı’ tabiri kullanılıyor. İnsan kulağının duyabildiği ses aralığının 20 hertz ile 20 bin hertz arası olduğu biliniyor. Bu aralığın altına inildiğinde ya da üstüne çıkıldığında bünye sorunlar yaşamaya başlıyor. Havana Sendromu’nda ses frekansının yoğun olarak aynı bölgeye yönlendirildiği tezi ağırlık kazanıyor. Düşük seviyelerde gönderilen bu dalgaların, kalp gibi atım frekansına sahip organlarda da ritim bozukluna neden olabileceği üzerinde duruluyor.

Dünyada savaş asimetrik modern yöntemlerle de yapılıyor. Bununla mücadele için daha önce sahadaki isimlerle bilim adamlarının birlikte çalışacağı Terörle Mücadele Akademisi kurulmalı ve bu oluşumun bünyesinde Asimetrik Saldırı Tespit Birimleri oluşturulmalı” dır.

Doğru Soru doğru sormak yanıt vermekten daha önemlidir. Son zamanlarda yaşanan okul faciaları acaba…?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.