Savaşın Etkisiyle Yatırımlarda Rota Değişikliği Bekleniyor… Riskten Kaçan Türkiye’ye Gelebilir

Savaşın Etkisiyle Yatırımlarda Rota Değişikliği Bekleniyor… Riskten Kaçan Türkiye’ye Gelebilir

Körfez’de artan jeopolitik gerilim, uluslararası yatırımcıların stratejilerini değiştirdi.

Körfez’de artan jeopolitik gerilim, uluslararası yatırımcıların stratejilerini değiştirdi. Uzmanlar bu süreçte Türkiye’nin alternatif üretim ve lojistik merkezi olarak öne çıkabileceğine dikkat çekiyor. DEİK Türkiye-Ortadoğu ve Körfez İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Halit Acar, Türkiye’nin Körfez sermayesi için ‘riskten korunma merkezi’ ve ‘Avrupa’ya sıfır vergiyle giriş kapısı’ konumunda olduğunu söyledi ve “Talep arttı, heves geçici değil” dedi.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misillemeleriyle büyüyen savaş, Körfez ülkelerinde ekonomik faaliyetleri yavaşlatırken uluslararası yatırımcıların bölgeye yönelik iştahını da zayıflatıyor. Enerji üretimi, ticaret yolları, lojistik, finans ve turizm başta olmak üzere birçok sektörde belirsizliklerin artması, yatırımcıların yeni alternatif pazar arayışını gündeme getirdi. Uzmanlara göre, Körfez’de artan jeopolitik riskler, uluslararası sermayenin bölgedeki yatırımlarını yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Küresel yatırımcıların risk dağıtma stratejileri kapsamında üretim, ticaret ve lojistik açısından alternatif merkezlere yönelmesi beklenirken, Türkiye’nin coğrafi konumu ve sanayi altyapısıyla savaşın ardından sular durulduğunda yatırımcıların tercihinde önemli rol oynayabilir. Konunun uzmanlarına Türkiye’yi bu süreçte nelerin beklediğini ve hangi sektörlerde yatırım fırsatları olduğunu sorduk.

‘POTANSİYELİMİZ YÜKSEK’

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Ortadoğu ve Körfez İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Halit Acar, uluslararası yatırımcıların henüz Körfez’den çıkmadığını ancak stratejilerini değiştirdiğini söyledi. Yatırımcıların artık tek merkezli modelden risk dağıtan modele geçtiklerini söyleyen Acar, “Körfez artık portföyün tek merkezi değil, bir parçası haline geliyor” dedi. Türkiye’nin bu noktada sadece bir alternatif değil, aynı zamanda bir “riskten korunma” merkezi olarak konumlandığını vurgulayan Acar, “Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ortaklığı sayesinde Körfez sermayesinin Avrupa pazarına ‘sıfır vergi’ ile giriş kapısıdır. Ancak Türkiye’nin bu pastadan hak ettiği payı alabilmesi, makroekonomik istikrar ve hukuk algısının güçlenmesiyle doğrudan ilintili. Potansiyelimiz çok yüksek; bu potansiyeli realize etmek bizim elimizde” yorumunu yaptı.

MALİYET AVANTAJI

“Körfez yerine Türkiye’yi tercih edebilecek yatırımcılar için hangi sektörler öne çıkıyor” diye sorduğumuz Acar, “Özellikle savunma sanayiinde ortak girişim modelleri ve enerji ekipmanları üretimi radarın tam merkezinde. Ardından, Türkiye’nin kurulu gücüyle Avrupa’nın zirvesine oynadığı yenilenebilir enerji ve ekipman üretimi geliyor. Lojistikte ise Türkiye’nin bölgesel bir dağıtım merkezi olma vizyonu büyük ölçekli altyapı yatırımlarını tetikliyor. İstanbul-Ankara hattında veri merkezleri, Fintech ve ödeme sistemleri ile marjı yüksek sağlık turizmi yatırımları Körfez sermayesi için oldukça iştah açıcı” yanıtını verdi. Acar, ayrıca Türkiye’nin yatırımcı açısından en somut avantajının maliyet ve esneklik dengesi olduğunun altını çizerek, “Türkiye, Avrupa ortalamasına göre sektörel bazda yüzde 30-50 arasında daha düşük üretim maliyeti sunabiliyor. Uzak Doğu’nun hantal yapısının aksine, küçük parti üretimlerde ve hızlı adaptasyonda dünya liderlerinden biriyiz” dedi.

FIRSATTA SAVUNMA VE LOJİSTİK İLK SIRADA

Ekonomist Emre Alkin ise, Türkiye’nin yatırım potansiyeline sahip olduğu ancak mevcut ekonomik koşulların yatırım kararlarını sınırladığı görüşünde. Hisse senedi piyasasında Türkiye’nin belirli bir potansiyel barındırdığını aktaran Alkin, Türkiye’de güçlü saygın bankalar, holdingler ve köklü sanayi firmalarının bulunduğunun altını çizdi. İran ile yaşanan gerilimin tek başına Türkiye’ye kısa vadede güçlü bir yatırım akışı yaratmasının sınırlı olabileceği görüşünde olan Alkin, savunma sanayii ve lojistik sektörlerinde bazı fırsatlar oluşabileceğine dikkat çekti.

‘DERİN İLGİ’ VURGUSU

DEİK Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Akarca ise, Türkiye’nin BAE ile kurduğu kurumsal ekonomik ilişkiler sayesinde öne çıkan ülkelerden biri olarak konumlandığını aktararak, “Türkiye’ye yönelik ilgi daha dikkatli ve derinlikli bir şekilde sürüyor. Mevcut yatırım ilişkileri ve ticaret hacmi dikkate alındığında, bugün yaşanan gelişmeleri sıfırdan oluşan bir yönelimden ziyade mevcut iş birliklerinin yeniden şekillenmesi olarak okumak gerekir” dedi. Akarca, Türkiye’nin mühendislik gücü ve üretim esnekliğinin BAE sermayesi için önemli bir avantaj oluşturduğunu vurguladı.

Savaşın etkisiyle yatırımlarda rota değişikliği bekleniyor… Riskten kaçan Türkiye’ye gelebilir

YATIRIMCININ TALEBİ DEĞİŞTİ

“Son dönemde DEİK’e Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılardan gelen talepte bir artış gözlemliyor musunuz?” diye sorduğumuz Halit Acar, “Kesinlikle evet, ancak talebin tipi değişti” yanıtını verdi. Acar, son gelişmeleri şöyle aktardı: “Eskiden yatırımcılar bize ‘Nereye yatırım yapalım?’ gibi genel sorularla gelirdi. Şimdi ise ‘Hangi yerel partnerle ölçeklenebiliriz?’, ‘hangi şehirde operasyonu optimize edebiliriz?’ gibi çok daha spesifik ve teknik sorularla geliyorlar. Bu geçici bir heves değil; yapısal bir ilgi artışıdır. Türkiye artık bir ‘alternatif’ değil, çok katmanlı küresel ekonominin bölgesel operasyon merkezi olma yolunda. Ancak bu avantajın her gün daha fazla rekabet ederek korunması gerek.”

Savaşın etkisiyle yatırımlarda rota değişikliği bekleniyor… Riskten kaçan Türkiye’ye gelebilir

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler