Stratejik Özerkliğimize Saldırı: Libya Uçağı Düşmeden Önce İsrail Jetiyle Aynı Apronda 101 Dakika!
Türkiye’nin Stratejik Özerkliğine Yönelik Sistemli Saldırı ve/veya Libya Uçağı Olayı Artık Tesadüf Değil, Belgeli Bir Skandal!?
Türkiye’nin Stratejik Özerkliğine Yönelik Sistemli Saldırı ve/veya Libya Uçağı Olayı Artık Tesadüf Değil, Belgeli Bir Skandal!?
…
Haber şu:
https://x.com/yavuzyilmazd/
Hatırladığınız gibi, tam bu konu hakkında (Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Haddad’ın uçağının 23 Aralık 2025’te Esenboğa’da düşmesi) Aralık 2025’te bir “uyarı metni” yazmıştım.
O zaman olay yeni olmuş, resmi açıklama yoktu ve ben “jeopolitik bir tuzak” olabileceğini vurgulamıştım.
Eleştirel ve stratejik özerklik vurgusu yapan bir metin hazırlamıştım.
Metinde ana hatlar şunlardı:
- Olayı tesadüf değil, Türkiye’nin Akdeniz’deki MEB mücadelesi, Suriye harekâtı, YPG/PKK gibi konularla bağlantılı stratejik özerkliğe yönelik bir saldırı olarak nitelendirdim.
- Aynı dönemde yaşanan diğer şüpheli olayları (menşei belirsiz SİHA’lar, Türk C-130’un düşmesi, İran Cumhurbaşkanı’nın kazası vb.) zincirleyerek “bu tür tuzakların sistematik” olduğunu belirttim.
- Hükümete ve kamuoyuna dikkatli olma çağrısı yaptım; stratejik sabrın önemli olduğunu ama durağanlığın da riskli olduğunu söyledim.
- Girişte Atatürk’ün az bilinen bir sözünü kullandım:
“Ahmak düşman buraya gelmeseydi, belki bütün memleket dikkatsizlikte dalmış olarak kalırdı.”
Sert ama analitik bir tonda yazmıştım.
Amacım uyarmak ve “bu olaylar tesadüf değil” mesajını net vermekti.
Şimdi (10 Nisan 2026) Deniz Yavuzyılmaz’ın paylaştığı bu yeni belge, fotoğraf, video ve apron kayıtları ile iddialar çok daha somut hale geldi.
…
Yorumum şu:
23 Aralık 2025’te Esenboğa’dan kalkan, Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Haddad ve askeri heyetini taşıyan Falcon 50 tipi uçak (9H-DFS), havalandıktan sadece 19 dakika sonra Haymana ilçesi Kesikkavak köyü yakınlarında düştü.
Sekiz kişi hayatını kaybetti, kurtulan olmadı.
Resmi açıklamalar “elektrik arızası” ve “teknik sorun” diye geçiştirildi.
Aradan dört ay geçti.
CHP’li Deniz Yavuzyılmaz’ın 10-11 Nisan 2026’da paylaştığı uçuş kayıtları, apron videoları, fotoğraflar, apron planları ve Libya’nın 1957 tarihli İsrail Boykotu Kanunu belgeleri ile olay bambaşka bir boyut kazandı.
İşte somut deliller:
Libya uçağı 22 Aralık 2025 gecesi Esenboğa’ya indi.
Normalde VIP/protokol için kullanılan 1 No’lu apron yerine, en uzak ve kör nokta olan 5 No’lu aprana yönlendirildi.
23 Aralık saat 17.04’te İtalya’dan kalkan İsrail tescilli iş jeti (4X-CNA), “yakıt ikmali” gerekçesiyle aynı 5 No’lu aprona park etti.
İki uçak 1 saat 41 dakika boyunca yan yana kaldı.
İsrail jeti saat 18.45’te Tel Aviv’e hareket etti.
Libya uçağı saat 20.17’de kalktı.
Havalandıktan ~15 dakika sonra telsiz bağlantısı kesildi ve uçak düştü.
Libya, İsrail’i devlet olarak tanımıyor ve 1957’den beri İsrail Boykotu Kanunu uyguluyor.
İki “düşman ülke” uçağının aynı apron’da uzun süre baş başa bırakılması, uluslararası kurallara aykırıdır.
Üstelik Libya mürettebatı o sırada oteldeydi; İsrail uçağındakiler ise Libya jetiyle yalnızdı.
Bu, basit bir “yakıt ikmali” değil.
Doğrudan sabotaj şüphesi yaratan bir operasyon görüntüsü veriyor.
Bu olay tek başına değil!?
Hatırlayın; aynı dönemde Türk C-130’un düşmesi, menşei belirsiz SİHA faaliyetleri, İran Cumhurbaşkanı’nın helikopter kazası ve benzeri şüpheli hadiseler zinciri…
Hepsi, Türkiye’nin Akdeniz’deki MEB hakları, Libya’daki varlığı, Suriye’deki denklemi ve genel stratejik özerklik hamlelerini hedef alıyor.
Atatürk’ün veciz uyarısı burada da geçerli:
“Ahmak düşman buraya gelmeseydi, belki bütün memleket dikkatsizlikte dalmış olarak kalırdı.”
Düşman ahmak değil; bizde oluşan rehavet ve güvenlik zafiyetleri ise çok tehlikeli.
Hükümete ve yetkili makamlara sesleniyorum:
Esenboğa apron kayıtları, kamera görüntüleri, radar verileri ve uçağın enkaz incelemesi derhal şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
İsrail jetinin Ankara’ya “yakıt ikmali” bahanesiyle yönlendirilmesinin gerçek gerekçesi açıklanmalıdır.
Libya ile yürütülen askeri ve siyasi işbirliğinin güvenliği yeniden gözden geçirilmeli; stratejik ortaklarımıza karşı bu tür açık zafiyetler kabul edilemez.
Milli İstihbarat ve savunma kurumları, bu tür “tesadüf” gibi gösterilen operasyonlara karşı proaktif tedbirler almalıdır.
Durağanlık ve “bir şey olmaz” mantığı, artık milli güvenlik riskidir.
Türkiye, bölgede oyun kurucu bir aktör olma iradesini ortaya koydukça, bu tür tuzaklar artacaktır.
Ama biz, tarihi boyunca olduğu gibi, stratejik sabırla, soğukkanlılıkla ve kararlılıkla hareket etmeliyiz.
Deliller ortadayken sessizlik veya çarpıtma, sadece düşmana cesaret verir.
Bu olay, “tesadüf” değildir.
Bu olay, stratejik özerkliğimize yönelik sistemli bir saldırının parçasıdır.
Bu olay, uyanma ve tedbir alma vaktidir.
Milletimizin ferasetine ve devletimizin kurumlarına güveniyoruz.
Ama feraset, delilleri görmeyi; kurumlar ise şeffaflığı gerektirir.
Unutmayalım:
Dikkatsizlik, en büyük tuzaktır.
Türkiye, ne bu tuzağa düşecek ne de düşmesine izin verecektir.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.