Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Su Unutmaz, Siyaset Unutur: İstanbul’un Gömülü Dereleri ve Beton Mezarlığı!

Dün bugün’ün gölgesinde.
Nitekim…
“Bizim dünyamız topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur.
Hayatın esas unsurları bunlar değil midir?!
Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil, sadece bozukluğu yaşantıyı olanaksız kılar.”
Mustafa Kemal Atatürk, 1935
Öncelikle…
Bu söz, 90 yıl sonra İstanbul’un sokaklarında yankılanıyor.
Çünkü su, tabelalarda kalan isimlerini geri aldı.
Dereboyu, Ihlamurdere, Kurbağalıdere, Cendere…
İsimler hâlâ orada duruyor; çünkü bir zamanlar gerçekten dereydi.
Demem o ki:
Su yerçekimini unutmadı.
Biz unuttuk.
Daha doğrusu, unutmayı tercih ettik.
14-15 Ekim 2026’da düşen 83-84 yılın rekor yağışı (bazı noktalarda metrekareye 270 kilogramı aşan), bu unutuşun bedelini acımasızca hatırlattı.
Ayazağa Dereboyu’nda, Kağıthane Deresi’nde ve daha nice noktada sokaklar yeniden nehre döndü.
Hal böyleyken…
Can kayıpları yaşandı, binlerce ihbar geldi, istinat duvarları çöktü, araçlar sürüklendi.
Nüans?!
Bu bir “doğal afet” değildi.
Bu, on yıllardır bilinçli olarak gömülen bir coğrafyanın uyanışıydı.
Beton, mezar taşıdır
Demem şu ki:
İstanbul’da yüzlerce dere ve kolu vardır.
Araştırmalar gösteriyor ki bunların büyük bölümü yerleşim baskısı altında doğal yapısını kaybetmiş; bir kısmı beton kanala alınmış, bir kısmı tamamen kapatılmıştır.
Hasılı:
1984’te koruma bandı bin metreye kadar çıkıyordu.
1990’larda 100 metreye çekildi.
2013’te İSKİ yönetmeliğiyle “işletme bandı” adı altında 10 metreye düşürüldü.
Hülasa:
Bu bir teknik düzenleme değildi.
Bu, rantın doğaya karşı kazandığı zaferin resmi belgesiydi.
2009 Ayamama selinden sonra “bir daha yapılaşma olmaz” denilen yerlere AVM’ler, rezidanslar ve yollar doldu.
Netice:
Geçirimsiz yüzey arttıkça suyun toprağa sızacak yeri kalmadı; her şey aşağı doğru hücum etti.
Bugüne kadar kimsenin yüksek sesle söylemediği acı gerçek şudur:
İstanbul’un altına gömülü bir nehir ağı vardır.
Bu ağ, yağış anında “hafıza” gibi çalışır.
Beton borular ve asfalt, suyun yolunu değil, sadece görünürlüğünü siler.
Su, yerçekiminin emrettiği yatağı bulur.
Tabeladaki “dere” yazısı, tesadüf değil; coğrafyanın bıraktığı uyarıdır.
Demem o deme değil şu deme:
Siyasetçiler ve belediye başkanları bu uyarıyı dinlemedi.
Çünkü dinlemek, imar rantını kısmayı, seçim vaatlerini ertelemeyi ve “ıslah” adı altında yapılan betonlaşmayı sorgulamayı gerektirirdi.
Hafızası silinen şehir, hatırlayan su
İBB’nin Eylül 2026’da “sel görüntülerini İstanbul’un hafızasından sildik” demesi, bu körlüğün zirvesidir.
Bir ay sonra rekor yağışla birlikte hafıza geri geldi.
Bu tek parti meselesi değildir.
Farklı yönetimler boyunca, hızlı kentleşme, imar rantı ve “ıslah” adı altında dereleri yok sayma alışkanlığı devam etti.
Belediye başkanları ve merkezi yöneticiler, “her yeri betonla kapatalım” mantığını savunurken, iklim değişikliğinin ekstremleri daha sık ve şiddetli hale getirdiğini görmezden geldiler.
Demem o ki:
Su, siyasi parti ayrımı yapmaz.
Sadece yerçekimine uyar.
Bugün aslında dün’dü.
Atatürk’ün uyardığı gibi, toprağın, suyun ve havanın bozulması yaşantıyı olanaksız kılar.
Bugün İstanbul’da olan budur.
Dere yataklarını, vadileri ve doğal akış yollarını gerçekten koruyan, geçirimli yüzeyleri artıran, yeşil altyapıyı (yağmur bahçeleri, tutma alanları, açık dereler) öncelik haline getiren bir planlama yerine, kısa vadeli rant ve siyasi vaatler tercih edildi.
Ezcümle:
Her “84 yılın rekoru” bir sonraki rekorun provası oldu.
Su unutmaz.
Siyaset unutur.
Belediye başkanları ve siyasetçiler, tabelalardaki isimleri silmeye çalışırken, su onları geri yazdı.
Bu sefer de “geçmiş olsun” demekle yetinilecek mi, yoksa gerçekten hafızayı mı geri getireceğiz?!
Doğa, ikinci bir uyarı göndermeyebilir.

Cüneyt Şaşmaz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.