Ya Yapay Zekâ Eylem Planını da Yapay Zekâ Yazıyorsa? Yapay Zekâyı Yönetmek mi, Yapay Zekâ Tarafından Yönetilmek mi?
Bir adım daha ileri gidildiğinde, raporların, mevzuat taslaklarının ve gerekçelerin dahi büyük ölçüde yapay zekâ tarafından üretildiği bir düzen mümkündür.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı açıklandı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilen Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi’nde açıklanan plan; insan kaynağından veri altyapısına, girişimcilikten kamu hizmetlerinde dönüşüme kadar uzanan kapsamlı hedefler ortaya koymaktadır.
Şüphesiz bu önemli ve gerekli bir adımdır.
Çünkü artık yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceğini tartışmıyoruz. Yapay zekâ çoktan hayatımızın bir parçası hâline gelmiştir.
Bu noktada mesele, varlık meselesi olmaktan çıkmış; yönetişim meselesine dönüşmüştür.
Bir başka ifadeyle soru şudur:
Yapay zekâyı biz mi yöneteceğiz, yoksa onun ürettiği bilgi ve öneriler tarafından mı yönlendirileceğiz?
Bu soru yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukukî ve felsefî bir sorudur.
Çünkü insanlık tarihinde ilk kez mesele bilgiye ulaşmak değil, bilgi karşısında doğru muhakemeyi kurabilmektir.
Bu nedenle çağ değişmiştir: bilgi çağından muhakeme çağına geçilmiştir.
Ancak bu dönüşüm yalnızca bilginin üretim biçimini değil, bilginin otorite niteliğini de değiştirmiştir.
Modern bilgi çağında “hikmetinden sual olunmaz” dogması söz konusu olamayacağından, her üretilen bilginin ve her teknolojik çıktının sorgulanabilir olması artık yapısal bir zorunluluktur.
Bugün birkaç saniye içinde raporlar hazırlanabilmekte, strateji belgeleri oluşturulabilmekte ve kapsamlı analizler yapılabilmektedir.
Hatta bu kapasite, kamu kurumlarının üretim süreçlerini de doğrudan etkileyecek bir noktaya ulaşmıştır.
Bir adım daha ileri gidildiğinde, raporların, mevzuat taslaklarının ve gerekçelerin dahi büyük ölçüde yapay zekâ tarafından üretildiği bir düzen mümkündür.
İşte bu ihtimal, bizi kaçınılmaz olarak şu soruya götürmektedir:
Üretilen bu metinleri kim denetleyecektir?
Kim doğruyu yanlıştan ayıracaktır?
Kim eksik olanı görebilecektir?
Bu sorular, teknik bir tartışmadan ziyade doğrudan hukukî bir zemine işaret eder.
Çünkü burada artık üretim değil, denetim ve sorumluluk sorunu vardır.
Hukuk ile yapay zekâ arasındaki temel ayrım da tam bu noktada belirginleşir.
Hukuk, bir gerekçelendirme sistemidir.
Her kararın bir dayanağı, her işlemin bir açıklaması ve her sonucun bir sorumlusu vardır.
Oysa yapay zekâ gerekçelendirme üretmez; yalnızca sonuç üretir.
Bu nedenle hukuk düzeninin merkezinde yer alan hesap verebilirlik ilkesi, yapay zekâ sistemlerinde doğrudan karşılık bulmaz.
Buradan doğan en önemli mesele sorumluluk problemidir.
Bir yapay zekâ sistemi hatalı bir çıktı ürettiğinde sorumluluk kime aittir?
Tasarlayana mı, kullanana mı, yoksa onaylayana mı?
Hukuk düzeni açısından cevap nettir: sorumluluk her zaman bir hukukî özneye bağlanmak zorundadır.
Oysa yapay zekâ, tek başına sorumluluk üstlenebilen bir özne değildir.
Hesap vermez.
Vicdani kanaat oluşturmaz.
Adalet duygusunu tartamaz.
Bu nedenle yapay zekâ, hâkimin, savcının, avukatın veya kamu yöneticisinin yerini alamaz; ancak onların kullandığı güçlü bir araç olabilir.
Yapay zekâ milyonlarca sayfalık veriyi birkaç saniyede tarayabilir, binlerce mahkeme kararını analiz edebilir, kanun maddelerini karşılaştırabilir.
Fakat hangi sonucun adalete daha uygun olduğu konusunda sorumluluk üstlenemez.
Çünkü bilgi ile muhakeme aynı şey değildir.
Yapay zekâ bilgi üretebilir; fakat hikmet üretemez.
Bu ayrım yalnızca teknik bir ayrım değil, hukuk devletinin sınırlarını belirleyen temel çizgidir.
Bugün metin üretmek teknik olarak kolaydır; asıl zorluk, üretilen metni denetleyebilmekte ve doğrulayabilmektedir.
Çünkü bilginin değeri artık üretim hızında değil, doğrulama kapasitesindedir.
Bu nedenle yapay zekâ çağında asıl mesele teknolojiye erişim değil, teknoloji üzerinde hâkimiyet kurabilmektir.
Teknolojiyi kullanmak başka şeydir; onu denetlemek bambaşka bir şeydir.
Bu nedenle en önemli yatırım makinelere değil, insana yapılmalıdır.
Çünkü algoritmaları geliştiren de insandır, onları eğiten de, denetleyen de insandır.
Devlet yönetimi bakımından da aynı ilke geçerlidir.
Kamu gücünün kullanımı insan iradesi ve demokratik sorumluluk çerçevesinde şekillenir; yapay zekâ bu süreçlerde destekleyici bir araç olarak yer alabilir, ancak nihai karar sorumluluğunu üstlenemez.
Çünkü modern hukuk düzeni yalnızca sonucu değil, o sonuca nasıl ulaşıldığını da denetler.
Bu nedenle yapay zekâ sistemleri ne kadar gelişirse gelişsin, gerekçelendirme, şeffaflık ve sorumluluk ilkelerinin yerini alamaz.
Tarih boyunca devletleri güçlü kılan şey teknoloji değil, teknolojiyi yönetebilen insan aklı olmuştur.
Yapay zekâ çağında da değişen bir şey yoktur.
Değişen yalnızca araçtır.
Asıl mesele hâlâ insandır.
Gelecekte devletlerin gücü veri merkezleriyle değil, o verilerden çıkan sonuçları sorgulayabilecek insan kapasitesiyle ölçülecektir.
Çünkü yapay zekâ çağında asıl mesele, yapay zekânın ne kadar akıllı olduğu değil; onu kullanan insanların ne kadar bilgili olduğudur.
Sorun artık yalnızca teknolojinin ne ürettiği değil; insanın üretileni ne kadar anlayabildiği, gerekçelendirebildiği ve denetleyebildiğidir.
Bu noktada hatırlatmak gerekir ki, bir zamanlar dile getirilen o güçlü ifade hâlâ geçerlidir: kontrolsüz güç, güç değildir. Yapay zekâ çağında bu ilke daha da derin bir anlam kazanmıştır. Çünkü kontrol edilemeyen bilgi ve denetlenemeyen teknoloji, nihayetinde güç olmaktan çıkar; yalnızca yönünü kaybetmiş bir etki alanına dönüşür.
Aksi hâlde bir gün farkına varmadan şu soruyla karşı karşıya kalabiliriz:
Yapay zekâyı biz mi yönetiyoruz, yoksa yapay zekâ mı bizi?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.