Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN
18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü 111. Yıl Dönümü:
Bugün 18 Mart 2026. Çanakkale Deniz Zaferimizi 111. Yıl dönümünde anıyoruz. Bu yıl dönümünde, Ramazan Bayramı’nın arefesinden bir gün öncesindeyiz. Bayrama dünya gündeminde yer alan savaşlar ile giriyoruz. Üçüncü Dünya Savaşı, ismen zikredilmese de sürüyor ve savaş çemberinin içerisindeyiz. Bundan 111 yıl önce medeniyetimiz yok edilme tehlikesi yaşadı. Büyük bir mücadele ile Ulus devletimizi kurarak emperyalist oyunları bozduk. Bugün “dünyada neler yaşanıyor, biz kimiz? Kimin gözünde ne ifade ediyoruz? Amaç ve hedeflerimiz nelerdir? Yeni nesil kendisini nerede görüyor? Dost ve düşmanlarımız kimlerdir?” sorularının cevapları önem taşıyor. Bu sorulara cevap verirken belirsizlikler yaşıyor ve kaygılar taşıyorsak, evet, 111 yıl önceki yok oluş tehlikesi bugün de kapımızdadır!
Bugün, bu yazıda olduğu gibi Çanakkale muharebelerinde neler oldu, askerimiz nasıl bir mücadele verdi anlatılacak ve hatırlanacaktır. Ancak esas olan savaş meydanında olup bitenleri değil, bu savaşın yapılmasına neden olan ilişkileri, dostluk ve düşmanlığı ve planları bilmektir. Elbette, milletin, millet olma, birlikte yaşama, dayanışma ve mücadele ruhunu ayakta tutmak ve geleceğe taşımak ise bunların çok çok fevkinde bir değer taşır.
Çanakkale Savaşı’nın Sebepleri (özetle):
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalacağı düşünülüyordu; ancak Ege adalarının Yunanistan tarafından ele geçirilmesi ve Rusya'nın Boğazlar üzerindeki talepleri Osmanlı'yı savaşta Orta Avrupa devletlerinin yanında yer almaya itti. Savaşın ardından Rusya, İstanbul ve Boğazlar civarındaki toprakların kendilerine verilmesini İngiliz ve Fransız hükümetlerinden talep etti. İngiltere, Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu ve özellikle İran'daki arazi taleplerini kabul etmesi şartıyla İstanbul ve Boğazlar üzerindeki Rus isteklerine destek vereceğini bildirdi. 1915'te Rusya'nın Orta Avrupa ittifakından ayrı barış yapması İngiltere için ciddi sonuçlar doğurabilirdi. Fransa başlangıçta İstanbul’un Ruslara verilmesine karşı çıktı; Poincare, hem Fransız hükümetinin hem de Papalığın bu fikri onaylamadığını belirtti. Rusya'nın Çanakkale’ye katkı sağlamadığını vurgulayarak, İstanbul'un kontrolünün Ruslara bırakılmasına itiraz etti. Ancak Almanya'nın Akdeniz'deki tehditleriyle birlikte, Fransa Rusya'nın Boğazlar üzerindeki taleplerine itiraz etmekten vazgeçti ve donanmalar arasında iş birliği sağlandı. Fransa, İstanbul konusunda Rusya'ya güvence verirken Rusya henüz Boğazlar'daki askerî operasyonlara katılmamıştı. Bununla birlikte, Rus ordusu müttefikler adına batı cephesinde Avusturya-Macaristan ve Alman ordularının büyük bölümünü üzerine çekti; Marne zaferinde önemli rol oynadı ve Kafkas cephesinde Türk ordusuyla savaştı. 1914 Aralık ayında Rusya, güçlerinin bir kısmını batı cephesine kaydırdığı için Türk ordusu karşısında zorlanmaya başladı. Grandük Nikola, İngiltere'ye başvurarak Türkiye’ye karşı yeni bir cephe açılması ve askeri malzeme desteği istedi. İngiliz Lordu Kitchner, Osmanlı’ya karşı harekete geçileceğini belirtti ancak Karadeniz’den Kafkas Cephesine sevk edilen Türk güçlerine karşı nasıl etkili olunacağı konusunda tereddütlerini korudu. İngilizlerin ciddi bir askeri hareket için hazır birlikleri yoktu. Lord Fisher, Türk askerlerinin doğuya geçişini engellemek için boğazların ele geçirilmesinin önemli olduğunu savundu. Yunanistan ve Bulgaristan’ın desteğiyle İngilizlerin en az yetmiş beş bin askerle bir harekât düzenlemesini önerdi. Balkanlar üzerinden baskı yapılırken donanma da Çanakkale’ye saldıracaktı.
Çanakkale Deniz Zaferi!
Çanakkale Savaşları, İngiltere'nin öncülüğünde, Fransızların ve kısıtlı olarak Rusya ve Avustralya'nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Cephenin açılması önerisi Rusya'dan gelmiş, savaşın planlamasını ise Churchill üstlenmiştir. Osmanlı Devleti, Boğazları deniz trafiğine kapatarak 28 Ekim'de Karadeniz'de donanmasıyla Rus gemi ve limanlarını bombalamıştır. Bu gelişme üzerine önce Rusya, ardından İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmiştir. Ardından, 1914 yılının sonunda Çanakkale Boğazı'nı ele geçirme planlarını yapan Churchill; Boğazların ele geçirilmesiyle Rusya'ya yardım yolu açılacağını, ayrıca Bulgaristan ve Romanya'nın da İtilaf Devletleri safında savaşa katılacağını öngörmüştür. Şubat ayında yapılan birkaç denemenin ardından, Mart 1915'te, fırtınasız bir günde Çanakkale'ye deniz saldırısı başlatılması kararlaştırılmıştır. Ancak bu büyük saldırıdan kısa bir süre önce, 8 Mart günü Nusret Mayın Gemisi, Boğazın en geniş yeri olan ve İtilaf Devletleri gemilerinin manevra yaptığı Erenköy Koyu'na, boğaza paralel olarak 26 mayın döşemiştir. Bu stratejik hamle, savaşın kaderini belirlemiştir. 18 Mart sabahında, önde İngiliz zırhlıları, ikinci sırada Fransız zırhlıları olmak üzere İtilaf Devletleri donanması saldırıya geçmiştir. İtilaf Devletleri'nin amacı, ilk mayın hatlarını temizleyerek Boğazın en dar yerine yaklaşmak ve her iki kıyıdaki Türk savunma mevzilerini susturarak Çanakkale Boğazı'nı geçmekti. Ancak Nusret'in döşediği mayınlar ve Türk savunmasının direnci, bu planları engellemiş; Çanakkale Zaferi'ne giden sürecin en kritik dönüm noktalarından biri olmuştur (1,2).
18 Mart 1915 Günü Olanlar (özetle):
18 Mart Perşembe sabahı, Müttefik Donanması Amiral de Robeck’in “tam yol ileri” emriyle boğaza girdi. Komutanlar, saldırının Osmanlı Devleti’ni hızlıca dağıtacağını düşündüler. Türk tarafında ise 10.25’te Alman tayyaresinden gelen bilgiyle alarm verildi. Alarm verildikten sonra Cevat Paşa, askerlerine mermilerini düşman gemilerine yakın atmalarını ve bu sayede gemi mürettebatının moralini bozmayı öğütledi. İngiliz ve Fransız donanmasından 16 gemi saldırıya katıldı, saat 11.30’dan sonra altı büyük İngiliz savaş gemisi savunma tesislerini bombaladı ve tabyalarda yoğun duman bulutları oluştu. İngiliz ve Fransız savaş gemileri Boğaz'da yoğun ateşe tutuldu. Gemiler hasar alırken, Türk tabyaları karşılık vermeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Sonunda donanma, saat 13.45’te Türk savunmasını büyük ölçüde susturdu. İngiltere ve Fransa donanmasının kayıpları azdı ve savaşın gidişatından umutluydular; Türk istihkâmları ise zayıf görünüyordu. Filo Komutanı, boğazı geçmek için yeni bir harekât başlattı ancak beklenmedik şekilde tabyalar tekrar aktifleşip düşmanı şaşırttı. Donanma subayları, tabyanın topları tam olarak tahrip edilmemiş olmasına rağmen yaşanan kayıpları "ışığın laneti" olarak tanımlamıştır. Bouvet gemisi mayına çarpıp batmış, ardından Inflesible ve Irresistible da aynı şekilde zarar görmüştür. Amiral de Robeck operasyonu durdurup geri çekilme emri vermiş; kısa süre sonra Ocean gemisi de mayına çarparak batmıştır. 18 Mart deniz taarruzunda, Müttefikler 3 zırhlılarını kaybedip bin kadar personel zayiatı verirken, Türk tarafında toplam 58 şehit ve 74 yaralı oldu; sadece 8 top hasar aldı. Çanakkale’yi donanma ile geçme girişimi ağır bir mağlubiyetle sonuçlandı. 18 Mart Çanakkale saldırısının başarısızlığı Paris’te büyük üzüntü yarattı ve Fransız kamuoyu Bouvet’in battığını Alman kaynaklarından öğrendi. Fransız Dışişleri Bakanı yaşanan endişeyi aktardı, İngiliz Deniz Bakanlığı ise kayıpları önceden öngörülen düzeyde bulup harekata devam etmeyi önerdi. Ancak, Amiral de Robeck ve General Hamilton’ın değerlendirmeleri sonrası mayın tehlikesinin ciddiyeti nedeniyle saldırının tekrarına karşı çıkıldı. 23 Mart’ta Çanakkale Boğazı’na denizden saldırı planı iptal edildi. Zafer, resmî açıklamayla Türk kamuoyuna duyuruldu; yedi saatlik bombardıman sonunda bataryalar başarıyla direnmiş ve düşman donanması geri çekilmiştir. İstihkâmlardaki hasar ise oldukça azdır. Gazeteler hem kazanılan zaferin hem de askerlerin başarısını vurgularken, hükümetin gücünü öven ifadeler de yer almaktadır. Yabancı kaynaklarda ise Türklerin müttefik donanmasına ciddi zarar verdiği belirtilmektedir (2).
Zafer’in Sonuçları (özetle):
Çanakkale savunması Çarlık Rusyası’nın çöküşüne zemin hazırladı ve Osmanlı’nın üç yıl daha savaşmasını sağladı. İtilaf devletlerinin büyük bir kısmı Çanakkale, Filistin ve Irak cephelerine yönlendirilirken, Avrupa’daki ana cephelerden uzak tutuldu. Türkler ve İtilaf devletleri yaklaşık 250 bin kayıp verdi; İngilizlerin ve Fransızların toplam zayiatı ise 152 bin oldu.
Çanakkale Savaşı'nda Türklerin 251.309 kaybının 57.000'i şehit olarak belirtilse de bu rakam tartışmalıdır. İngiliz ve Fransızlar savaş sırasında Türkleri daha yakından tanıma fırsatı buldular; General Liman Von Sanders, Mustafa Kemal'den aldığı ilhamın önemini vurguladı ve Türk askerlerinin malzeme sıkıntısı yaşadığını ifade etti. Çanakkale, Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıktığı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna öncülük eden millî mücadele ruhunun doğduğu yerdir.
Çanakkale Savaşları 8.5 ay sürdü ve yarım milyondan fazla can kaybına yol açtı. Türk milleti büyük bedeller ödedi, birçok şehit verildi ve savaşın etkileri siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlara yayıldı. Türkiye bu kayıplar nedeniyle gelişim sıkıntıları yaşadı ve Cumhuriyetin kuruluşunda kadro eksikliği çekti.
Tarihimizde ve Atatürk'ün askeri hayatında ayrı bir yeri olan Çanakkale Savaşlarında yaşananlar Atatürk tarafından da sık sık dile getirilmiştir. Atatürk bir konuşmasında da şöyle demiştir: “Kazanılan zaferler Alman emir ve kumandasının değil, Türk erinin cevherini kavrayabilmiş, Türk komutanlarının eseridir. Türk milletinin kasında, kromozomlarında atalarından geçen kahramanlık cevheri, üstün savaş mirası vardır. Bu cevheri iyi kullanan komutan tarihte ve gün içinde zafere ulaşmıştır. Çanakkale Zaferi ve diğer zaferler de Türk komutasının, Türk erinin eseridir.” (3,4).
**
Mehmet Akif Ersoy ve Çanakkale Şehitlerine Şiiri:
Çanakkale Zaferi için İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un yazmış olduğu “Çanakkale Şehitlerine” şiiri yaşananları gözümüzün önüne getirirken, bu Zafer’in ne büyük anlam taşıdığını ve şehitlerimizin makamını da tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Şiir’den bazı dizeleri paylaşarak yazıya son veriyorum:
“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
(…)
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
(…)
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
(…)
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...
Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.” (5).
**
Şehitlerimizin ruhu şad olsun!
Kaynaklar:
- Taşkıran, C. (2009). 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 25(73), 25-38.
- Semiz, Y. (2003). 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı: sebepleri, gelişimi ve sonuçları. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (14), 221-247.
- İlhan, S. (1994). Çanakkale Muharebeleri. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 10(30), 673-684.
- Çobanoğlu, N. (1994). Tarihi Bir Dönüm Noktası: Çanakkale Zaferi. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 10(30), 725-727.
- Mehmet Akif Ersoy. Çanakkale Şehitlerine. https://www.muharrembalci.com/siirler/paylasim/92.pdf (Erişim: 18.03.2026).
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.