Cüneyt Şaşmaz Yazdı: Emrivakiye Geçit Yok!

Cüneyt Şaşmaz Yazdı: Emrivakiye Geçit Yok!

Anahtar vaziyetinde böyle mühim bir yer herhangi sergüzeştçi bir mütearrızın keyfine ve merhametine bırakılamaz.

Bugün aslında dün'dü.

Atatürk’ün 1935’te Amerikalı gazeteci Gladys Baker ile yaptığı mülakatta, Baker’ın “Türkiye neden Boğazları tahkim etmek/silahlandırmak istiyor?” sorusuna verdiği, neredeyse unutulmuş o söz hâlâ dimdik ayakta:

“Boğazlar, Türk arazisini iki kısma ayırır.
Bundan dolayı bu deniz geçidinin tahkimi Türkiye’nin emniyeti ve müdafaası için çok ehemmiyetlidir.
O, aynı zamanda, beynelmilel münasebatın can alıcı bir unsurudur.
Anahtar vaziyetinde böyle mühim bir yer herhangi sergüzeştçi bir mütearrızın keyfine ve merhametine bırakılamaz.
Türkiye, muhtemel sulh bozucularının, birbirleriyle harp etmek için Boğazlardan geçmesine mâni olmaya mecburdur.
Türkiye buna asla müsaade etmeyecektir.”
Öncelikle...
Haber şu:
Amiral Cem Gürdeniz, X hesabından paylaştığı son yazısında net bir uyarı yapıyor:
“Karadeniz’de Ukrayna’nın yoğun SİHA saldırıları sonucunda tetiklenen ve deniz ticaretini son derece olumsuz yönde etkileyen karşılıklı saldırılar sonrası bu kez çok daha tehlikeli bir eşik geçiliyor.
Romanya’nın iki gün üst üste hava sahasına giren SİHA’ları düşürmesi, savaşın NATO sınırına taşınma riskini artırıyor.
Böyle dönemlerde en büyük tehlike, yanlış hesaplama, kışkırtma veya sahte bayrak niteliği taşıyabilecek olayların yeni cepheler açmasıdır.
Tarih, büyük savaşların çoğunun böyle emrivakilerle genişlediğini gösteriyor.”
Nitekim...
Amiral Cem Gürdeniz’in uyarısı son derece yerinde ve zamanında.
Karadeniz’de Ukrayna’nın yoğun SİHA/İDA saldırıları, Rusya’nın karşılıkları, deniz ticaretinin felç olması ve nihayet Romanya’nın iki gün üst üste hava sahasına giren insansız hava araçlarını düşürmesi…
Bunlar artık “savaşın yan etkisi” değil, yeni bir eşiğin fiilen aşıldığının işaretidir.
Hal böyleyken...
Amiral’in işaret ettiği “emrivaki” riski, yani yanlış hesaplama, kışkırtma ya da sahte bayrak operasyonlarıyla cepheyi genişletme tehlikesi, her zamankinden daha somut.
Demem o ki:
Ben burada herkesin baktığı askerî-taktik pencereden değil, neredeyse hiç kimsenin bakmadığı “sistemik kırılganlık” açısından bakmak istiyorum.
Çünkü asıl tehlikeli olan, tek bir drone’un düşürülmesi değil; bu olayların küresel ekonomik sinir sistemini nasıl yavaş yavaş felç ettiği ve bu felcin nasıl siyasi bir patlamaya dönüşebileceğidir.
Nüans?!
Karadeniz bugün yalnızca bir savaş sahası değil, dünyanın en kritik “dar boğazlarından” biri.
CPC Terminali üzerinden Kazak petrolü, Ukrayna ve Rusya limanlarından tahıl, gübre ve enerji ürünleri…
Bunlar sadece “ticaret” değil, Avrupa’nın enerji güvenliği, Afrika’nın gıda güvenliği ve Asya’nın enflasyon dengesi demek.
Novorossiysk’te gece operasyonlarının kısıtlanması, tankerlerin vurulması, sigorta primlerinin fırlaması…
Bunlar görünmeyen bir “ekonomik mayın tarlası” yaratıyor.
Bir noktadan sonra ticari gemiler tamamen çekilecek.
O zaman ne olacak?!
Boşalan denizi askerî unsurlar dolduracak.
Ve işte o anda “ticari güvenlik” gerekçesiyle NATO unsurlarının daha görünür hale gelmesi, Rusya’nın “kuşatma” algısını güçlendirecek, karşılıklı kırmızı çizgiler bulanıklaşacak.
Demem şu ki:
Tarihte büyük savaşlar çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük ekonomik tıkanmaların siyasi çılgınlığa dönüşmesiyle genişlemiştir.
1914’te Osmanlı’yı savaşa sürükleyen Goeben-Breslau olayı da aslında bir “ticari-askerî emrivaki”ydi:
Alman gemileri, Rus limanlarına saldırarak Osmanlı’yı fiilen taraf haline getirdi.
Bugün ise drone’lar ve mayınlar aynı işlevi görüyor.
Ama fark şu: O gün Osmanlı’nın elinde Montrö gibi bir kalkan yoktu.
Bugün Türkiye’nin elinde var.
Ve bu kalkan yalnızca hukuki değil, küresel sistemin son güvenlik valfi.
Demem o deme değil şu deme:
Kimse konuşmuyor ama Türkiye’nin Montrö’yü tavizsiz uygulaması, aslında Avrupa’nın ve dünyanın en büyük “sessiz sigortası”dır.
Çünkü Boğazlar bir kez “savaşan tarafların serbest geçişine” açılırsa ya da Türkiye bir şekilde “aktif taraflardan biri” gibi algılanırsa, Karadeniz’deki her drone olayı anında NATO’nun 5. maddesi tartışmasına dönüşür.
O zaman mesele artık Romanya’nın bir F-16’sının drone düşürmesi olmaz; “NATO toprağına saldırı” retorikleri başlar.
Ve o retoriğin arkasında, kimsenin istemediği ama herkesin sürüklenebileceği bir geniş cephe riski yatar.
Hasılı:
Sea Breeze 2026’da Türk mayın avlama gemisinin, İngiltere’nin Ukrayna’ya hibe ettiği ve Ukrayna bayrağı taşıyan gemilerle aynı tatbikatta yer alması…
Hukuken sorun olmayabilir.
Ama algı dünyasında Montrö’nün 90 yıllık tarafsızlık ruhunu aşındırır.
Çünkü algı, gerçeklikten daha hızlı savaş çıkarır.
MCM Black Sea görev grubunun “sadece mayın temizliği” sınırında kalması şarttır.
Aksi halde Türkiye, farkında olmadan “NATO’nun Karadeniz’i çevreleme” görüntüsünün parçası haline gelir.
Bu da tam da Amiral’in uyardığı “emrivaki” ortamını besler.
Hülasa:
Bugün en büyük farkındalık şudur:
Karadeniz’de barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, Türkiye’nin “tarafsız hakem” konumunu korumasıyla mümkün.
Bu konum bir zayıflık değil, Cumhuriyet’in en büyük stratejik gücüdür.
Çünkü bu güç sayesinde Türkiye, büyük güçlerin doğrudan çatışmasının “yan sahası” olmak zorunda kalmaz; aksine, o çatışmayı sınırlayan son duvar olur.
Netice:
Tarih, emrivakilere boyun eğenleri affetmez.
Montrö’yü savunan, Karadeniz’i kıyıdaşların ortak sorumluluk alanı olarak tutan ve her türlü kışkırtmaya karşı uyanık kalan Türkiye ise, hem kendi geleceğini hem de bölgenin geleceğini korur.
Bu açıdan bakıldığında Amiral Gürdeniz’in sesi, yalnızca bir emekli amiralin uyarısı değil; sistemik bir çöküşü önleme çağrısıdır.
Kimse bakmıyor diye, tehlike yok demek değildir.
Tam tersine…
Ezcümle:
Atatürk’ün o bilinmeyen uyarısı bugün her zamankinden daha yakıcıdır:
Türkiye, sulh bozucularına Boğazları asla açmayacak; aksi takdirde tarih bizi affetmez.
Cüneyt Şaşmaz

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler