Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Hukuk Tatbikatımıza Dair Hakkaniyetli Bir Değerlendirme

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Hukuk üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı ne yazık ki sağduyudan ziyade duygusal reflekslerin etkisi altında şekillenmektedir. Özellikle yargı kararlarının kamuoyunda geniş yankı uyandırdığı dönemlerde hukuk sistemine ilişkin değerlendirmeler çoğu zaman iki aşırı uç arasında gidip gelmektedir. Bir tarafta mevcut işleyişi kusursuz görenler, diğer tarafta ise sistemi bütünüyle başarısız ilan edenler bulunmaktadır.

Oysa hukuk, ne mutlak mükemmellik iddiasını taşıyabilecek bir alan ne de karşılaşılan olumsuzluklar üzerinden bütünüyle mahkûm edilebilecek kadar zayıf bir yapıdır. Hukuk düzenleri de tıpkı toplumlar gibi eksikleriyle, güçlü yönleriyle ve sürekli gelişim arayışıyla varlığını sürdürür. Bu nedenle hukuk tatbikatına ilişkin değerlendirmelerin hakkaniyetli, ölçülü ve bütüncül bir bakış açısıyla yapılması gerekir.

Türk hukuk tatbikatının çeşitli sorunlar içerdiği inkâr edilemez bir gerçektir. Yargılamaların uzun sürmesi, mahkemelerin yoğun iş yükü altında faaliyet göstermesi, benzer olaylarda farklı sonuçların ortaya çıkabilmesi, mevzuat değişikliklerinin tatbikatta uyum güçlükleri doğurması ve zaman zaman kamu vicdanında tartışmalara neden olan kararların verilmesi üzerinde ciddiyetle durulması gereken hususlardır.

Ancak bu sorunlardan hareketle hukuk sistemimizin bütünüyle başarısız olduğu sonucuna ulaşmak da isabetli değildir.

Her şeyden önce eleştirilen hususun çoğu zaman hukukun kendisinden değil, hukukun tatbikinden kaynaklandığı gözden kaçırılmaktadır. Bu sebeple hukuk düzenine ilişkin değerlendirmelerde norm ile tatbikat arasındaki ayrımın doğru yapılması büyük önem taşımaktadır.

Nitekim normatif düzenlemeler bakımından Türk hukuk sisteminin oldukça güçlü bir yapıya sahip olduğunu ifade etmek mümkündür. Cumhuriyet döneminden itibaren gerçekleştirilen hukuk reformları, çağdaş hukuk sistemlerinden yapılan iktibaslar ve zaman içerisinde geliştirilen mevzuat dikkate alındığında, normatif altyapımızın birçok alanda mükemmele yakın bir seviyeye ulaştığını söylemek abartılı olmayacaktır. Elbette her hukuk düzeni gibi bizim hukuk sistemimizin de geliştirilmesi gereken yönleri bulunmaktadır. Ancak genel tabloya bakıldığında temel sorunların büyük ölçüde normların varlığından değil, onların tatbikinden kaynaklandığı görülmektedir.

Bir başka ifadeyle mesele çoğu zaman hukuk üretmek değil, üretilen hukuku doğru, istikrarlı ve öngörülebilir şekilde tatbik edebilmektir. Kanunların öngördüğü ideal ile hukuk tatbikatında ortaya çıkan sonuç arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, adalet duygusu da o ölçüde güçlenecektir. Bu nedenle hukuk sistemimize yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmının normatif yapıya değil, hukuk tatbikatına ilişkin olduğu gerçeğini gözden uzak tutmamak gerekir.

Diğer taraftan her gün binlerce dava açılmakta, sayısız uyuşmazlık çözüme kavuşturulmakta ve hukuk düzeni hayatın hemen her alanında işlevini sürdürmektedir. Ticari ilişkilerden aile hukukuna, icra takiplerinden ceza yargılamalarına kadar geniş bir alanda hukuk mekanizması çoğu zaman sessiz fakat istikrarlı bir şekilde işlemektedir. Kamuoyunun dikkatini çekenler ise çoğunlukla istisnai nitelikteki uyuşmazlıklar, tartışmalı kararlar ve sıra dışı olaylar olmaktadır.

Oysa bir hukuk sisteminin gerçek değeri yalnızca kriz anlarında verdiği tepkilerle değil, günlük hayatın olağan akışı içerisinde sağladığı güvenlik ve öngörülebilirlikle ölçülmelidir. İnsanların sözleşme yapabilmesi, mülkiyet haklarını koruyabilmesi, ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi ve hak arama yollarına başvurabilmesi hukuk düzeninin görünmeyen fakat en önemli fonksiyonları arasında yer almaktadır.

Nitekim her yıl milyonlarca dosyanın yargı mercileri önüne geldiği, bunların büyük çoğunluğunun hukuk düzeni içerisinde karara bağlandığı ve toplumsal hayatın hukuk kuralları çerçevesinde sürdürülebildiği dikkate alındığında, sistemi yalnızca sorunlu örnekler üzerinden değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım olmayacaktır.

Bu noktada hukukçulara da önemli görevler düşmektedir. Hukuku savunmak, onu eleştiriden muaf tutmak anlamına gelmez. Tam aksine hukuk bilincinin gelişmesi, eksikliklerin açık yüreklilikle dile getirilmesini ve daha iyi bir hukuk tatbikatının sürekli aranmasını gerektirir. Eleştiri, yıkıcı bir araç değil; doğru kullanıldığında geliştirici bir imkândır.

Ancak hukuka güvenin korunabilmesi için yargının eleştiriye açık olması kadar, eleştirilerin de bilgiye, hakkaniyete ve objektif ölçütlere dayanması gerekir. Zira ölçüsüz övgü kadar ölçüsüz karamsarlık da adalet duygusuna zarar verebilir. Bir hukuk sistemini değerlendirirken duygularla değil, verilerle ve bütüncül bir bakış açısıyla hareket etmek gerekir.

Bu değerlendirmeleri yaparken yalnızca teorik bilgilerden veya münferit gözlemlerden hareket etmiyorum. Akademik çalışmalarım vesilesiyle dünyanın farklı hukuk sistemlerini inceleme imkânı bulmuş, daha etkin sonuçlar üreten tatbikatları da daha fazla sorun üreten sistemleri de yakından değerlendirme fırsatı elde etmiş bulunuyorum. Bunun yanında yaklaşık otuz yıllık meslekî ve akademik tecrübe içerisinde Türk hukuk tatbikatını içeriden gözlemleme, yargının güçlü ve zayıf yönlerini bizzat müşahede etme imkânına sahip oldum.

Bu sebeple vardığım kanaat ne aşırı iyimserliğin ne de aşırı karamsarlığın ürünüdür. Aksine mukayeseli hukuk perspektifi ile yaklaşık otuz yıllık gözlem ve tecrübenin ortaya çıkardığı bir değerlendirmedir.

Dünyanın en gelişmiş hukuk sistemlerinde dahi tartışmalı kararlar, farklı yorumlar ve çeşitli yapısal sorunlar görülebilmektedir. Bu nedenle hiçbir hukuk sistemini münferit örneklerden hareketle değerlendirmek sağlıklı bir yöntem değildir. Buna karşılık hukuk güvenliğinin ciddi şekilde zedelendiği, yargı mekanizmalarının etkinliğini büyük ölçüde kaybettiği ülkeler de bulunmaktadır. Türk hukuk sistemi ise bütün eksiklerine rağmen bu iki uç nokta arasında, geliştirilmesi gereken yönleri bulunan fakat güçlü normatif altyapısını ve kurumsal birikimini koruyan bir yerde durmaktadır.

Bu nedenle hukuk alanında ihtiyaç duyulan şey ne karamsarlık ne de aşırı iyimserliktir. İhtiyaç duyulan şey, hakkaniyetli ve dengeli bir bakış açısıdır. Çünkü adaletin gelişimi, kör bir övgüyle değil; yapıcı eleştiri, samimi muhasebe ve sürekli iyileştirme iradesiyle mümkündür.

Bu çerçevede yapılabilecek en hakkaniyetli değerlendirme şudur:

Türk hukuk sistemi normatif düzenlemeler bakımından birçok gelişmiş ülke hukukuyla rahatlıkla mukayese edilebilecek güçlü bir altyapıya sahiptir. Medeni hukuktan ticaret hukukuna, usul hukukundan idare hukukuna kadar birçok alanda çağdaş hukuk anlayışının gereklerini karşılayan köklü bir mevzuat birikimi oluşturulmuştur. Bu nedenle esas sorun normatif düzenlemelerde değil, bu düzenlemelerin tatbikinde ortaya çıkmaktadır.

Yaklaşık otuz yıllık meslekî ve akademik tecrübemin, mukayeseli hukuk alanındaki gözlemlerimin ve farklı hukuk sistemlerine ilişkin değerlendirmelerimin ışığında vardığım sonuç da budur. Türk hukuk tatbikatı elbette eksikliklerden ve eleştiriden müstağni değildir. Ancak aynı şekilde, bazı çevrelerce ileri sürüldüğü gibi bütünüyle başarısız veya işlevsiz bir yapı olarak nitelendirilmeyi de hak etmemektedir.

Dolayısıyla hukuk tatbikatımız mükemmel değildir; ancak kötü olarak nitelendirilmeyi de hak etmemektedir.

Çünkü adalet, ulaşılan bir menzil değil; sürekli yaklaşılmaya çalışılan bir ufuktur. Önemli olan kusursuz bir sisteme sahip olmak değil, her gün bir öncekinden daha adil, daha öngörülebilir ve daha güven veren bir hukuk düzenine biraz daha yaklaşabilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.