Cüneyt Şaşmaz
Malta Sürgünleri
Tarih, geçmişini unutan toplumlarda yalnızca hatırlatmaz; aynı sahneyi yeniden kurar.
Malta Sürgünleri de böyle bir sahne.
Mondros’tan sonra İstanbul’da başlayan insan avı, yalnızca “suçlu aramak” değil; bir milletin yönetici belini kırmak, Kurtuluş Savaşı’nı kadrosuz bırakmak niyetidir.
Bilâl N. Şimşir’in İngiliz belgelerine dayanan Malta Sürgünleri kitabının önsözündeki tespit hâlâ en doğru çerçevedir:
Olay, Kurtuluş Savaşı’ndan ayrı düşünülemez.
Arkada sert bir Türk–İngiliz mücadelesi vardır.
Amaç, işbirlikçiler dışındaki yönetici kadronun toptan sürülmesidir.
Şimşir’in deyişiyle, koskoca bir ulusun başını gövdesinden ayırmayı hedefleyen bu kadar iddialı ve acımasız bir sürgün harekâtına Britanya İmparatorluğu tarihinde bile rastlanmaz.
1919-1920 arasında Malta’ya gönderilenlerin sayısı kaynaklarda 145-147 arasında değişir.
İçlerinde sadrazamlar, nazırlar, mebuslar, valiler, ordu komutanları, gazeteciler ve fikir adamları vardır.
İngilizlerin gözünde “suçlu” çoğu kez İttihatçı değil, Türk’tür.
İstanbul hükümetinin gözünde ise hedef, İttihatçıdır.
Bu iki bakışın kesiştiği yerde zemberek boşanır.
• Sarayın mesajı, Londra’nın talimatı
Sultan Vahdeddin, 10 Ocak 1919’da güvenilir bir aracılığıyla İngiliz Yüksek Komiserine mesaj iletir.
Yüksek Komiser Londra’ya bildirir:
Padişah, 1908’den beri İttihat ve Terakki’nin hafiyeleriyle kuşatıldığını, her zaman İngiltere taraftarı olduğunu, umudunu şimdi de İngiltere’ye bağladığını söyler.
Komiteye karşı en sert eylemi arzuladığını, İngiltere’nin istediği herkesi yakalatıp cezalandırmaya hazır olduğunu belirtir.
Ama geniş bir harekâtta ihtilal çıkacağından, belki de devrilip öldürülebileceğinden korkar.
Müttefiklerin kendisini destekleyip desteklemeyeceğini, yoksa “bu bir iç işidir” deyip kenarda durup durmayacaklarını öğrenmek ister.
Amiral Calthorpe, Padişahın sözlerinin Sadrazam Tevfik Paşa’nın söyledikleriyle örtüştüğünü yazar.
Vahdeddin’in İttihatçı düşmanlığının içten olduğunu, bundan yararlanmak gerektiğini belirtir.
Suçluların yakalanması istenmeden önce, işler zorlaşırsa Padişaha özel destek vaadinde bulunma yetkisi ister.
On gün sonra, 21 Ocak 1919’da Vahdeddin, henüz sadrazam olmayan ama makama hazırlanan eniştesi Damat Ferit aracılığıyla yeni bir mesaj daha gönderir.
Damat Ferit, Yüksek Komiserlik Siyasi Müsteşarı Hohler’e Padişahın sözünü aktarır: Kayınbiraderi suçluları cezalandırmak niyetindedir; yeterince enerjik olmayan kabine yerine daha güçlü bir kabine düşünmektedir.
Suçlular memleketin en güçlü örgütünün üyeleridir; ciddi eylemi görünce umutsuzluğa kapılabilirler.
Padişah, kendi görüşünü paylaşanlara karşı bir patlamadan korkar ve böyle bir patlamada İngiltere’nin tutumunu öğrenmek ister.
İngiliz tarafı zaten hazırlıklıdır.
Savunma Bakanlığı 3 Ocak 1919’da İstanbul, Bağdat ve Kahire’deki başkumandanlıklara şifre çeker.
İlk isimler Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa ile Yakup Şevki Paşa’dır.
15 Ocak’ta dokuz Türk komutanının adı ve “suç”ları sıralanır:
Kafkasya’da asker sokmak, geri çekilmeyi geciktirmek, “zorbalık”, teslim olmamak, hakaret, yağma…
Listenin özü bellidir:
Cephede direnenler hedefte.
Lord Curzon’un Amiral Calthorpe’a 5 Şubat 1919 tarihli talimatı ise işin diplomatik yüzünü açık eder:
Türk hükümetini istenen yöne çekmek için baskıya gerek yoktur; destek vaadi yeter.
Teslim alınması istenen subay ve görevlilerin derhal Müttefik komutanına verilmesi için hükümete talimat verilsin.
Padişaha, destekleneceği konusunda güvence verilsin.
Reşit Paşa, İngilizlere dayanarak İttihatçılara karşı harekete geçmeyi düşünür.
İttihatçı düşmanlığı, Osmanlı hariciyesini düşmanla işbirliğine kadar götürür.
Padişah bu yolda daha da ileri gider.
İstanbul hükümetinin “suçlu”su İttihatçı, İngiliz’in “suçlu”su Türk’tür.
• Bekirağa: İnsan avının deposu
1919’un ilk günlerinde, Tevfik Paşa hükümeti döneminde tutuklamalar başlar.
Ülkede yıldırma politikası kurulur.
Yakalananlar çoğunlukla Harbiye Nezareti cezaevi Bekirağa Bölüğü’ne tıkılır.
Ocak’ta başlayan tutuklamalar Şubat ve Mart’ta “insan avı”na dönüşür.
Bekirağa gün be gün dolar.
Oraya konanlar ya Malta’ya sürülecek ya da düzmece sıkıyönetim mahkemelerinde sürülecek, kimi de ipe gidecektir.
5 Ocak’ta Kırklareli Mutasarrıfı Hilmi Bey tutuklanır.
Ertesi gün Çorum Jandarma Komutanı Mehmet Tevfik Bey, Trabzon Gümrük Memuru Mehmet Ali Bey ve iki tüccar daha alınır.
7 Ocak’ta İngiliz Yüksek Komiseri Osmanlı hariciyesine “Türk savaş suçluları”nın cezalandırılmasını ister:
“İyi niyet yetmez, sonuç bekliyoruz.”
Aynı gün Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey Bekirağa’ya konur.
Birkaç ay sonra, Ermeni yalancı tanıklara dayanan mahkeme onu idama mahkûm eder; Bayezit Meydanı’nda asılır.
13 Ocak’ta üç sivil memur ve bir teğmen gelir.
Tutuklamalar yükseldikçe yükselir:
14 Ocak’ta eski Sivas Valisi Sabit Bey, 18 Ocak’ta eski Musul Valisi Mehmet Memduh Bey, 21 Ocak’ta eski Sivas valilerinden Ahmet Muammer Bey, 30 Ocak’ta eski Bursa Valisi Ali Osman Bey.
Arada beş kişi daha.
Calthorpe, cezaevinin her gün dolmasını sevinçle karşılar.
Padişah hükümetinin tutumunu “pek memnuniyet verici” bulduğunu Londra’ya bildirir:
“Tutuklamaların etkisi her bakımdan fevkalade oldu.
Hiç değilse İstanbul’da İttihat ve Terakki’nin yıldırıldığını sanıyorum.
Reşit Bey 6 Şubat’ta tekrar yakalandı ve onun üzerine intihar etti.”
Osmanlı İçişleri, kara listeleri önce İngiliz Yüksek Komiserine gösterir; baskın planını anlatır.
İngiliz ajanları haber toplar.
Bakanlık, jurnallerle ve işgal istihbaratıyla beslenir.
• Kara listeler ve Ermeni-Rum Şubesi
“Kara liste” deyimi resmen 17 Ocak 1919’da kullanılır.
Bundan önce de “suçlu Türkler” listeleri vardır; adları henüz resmi değildir.
Yüksek Komiserlikte işi yürüten birim Ermeni-Rum Şubesi’dir.
Ermenilere, Rumlara, hatta İngilizci Türklere ihbar için yeşil ışık yakılır.
Ermeni Patrikhanesi ve İngiliz Muhibler Cemiyeti listelerin hazırlanmasına yardımcı olur.
Yağan ihbarların çoğu saçmadır; yine de resmi işleme konur.
Calthorpe’un raporuna göre şube iki tür fiş tutar; kişi fişleri ve olay fişleri.
Kişi fişlerinde 600–700 “suçlu” Türk vardır.
Olay fişlerinde yer, tarih ve karışanların adları bulunur.
Bilgiler çoğunlukla İstanbul’daki “Ermeni Haberleri Bürosu”ndan ve taşradaki Ermeni kaynaklarından gelir.
Şube mahkemede nadiren tanıklık eder; kimlerin tanık olabileceğini gösterir.
Askerî istihbarat da ayrı listeler üretir.
1919-1920’de hükümete verilen kara listelerin bir kısmı Yüksek Komiserlikten, bir kısmı askerî makamlardan çıkar.
• Atatürk da listededir
Furyadan Mustafa Kemal Paşa da kurtulamaz.
Samsun’a çıkışından yaklaşık 80 gün önce adı, “azledilip sürülecekler”in başındadır.
Ardından yaveri Cevat Bey (Gürer), Yarbay Ali Çetinkaya, Halil Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, İsmet Bey (İnönü) ve daha birçok subay gelir.
Liste İstanbul’daki İngiliz Haber Alma Merkezi’nden Londra’ya, oradan 12 Nisan 1919 yazısıyla Dışişleri’ne gider.
Yakalanamaz.
Yakalansaydı Kurtuluş Savaşı’nın omurgası daha doğmadan kırılabilirdi.
İzmir’in 15 Mayıs 1919’da işgali İstanbul’da panik yaratır.
Bekirağa’ya yürüyüş korkusuyla İngilizler tutukluları alelacele gemiye bindirir.
28 Mayıs’ta Princess Ena ile ilk büyük kafile Malta yoluna çıkar.
Sürgünler 1920 sonuna kadar sürer.
İngilizler yargılama niyeti taşır; dosya tutamazlar.
1921’de Anadolu’daki İngiliz esirlerle karşılıklı serbest bırakma yolu açılır.
Malta’dan dönenlerin önemli bir kısmı Ankara’ya katılır.
Listelerde iki tip insan yan yanadır:
İşgalden himmet dileyenler ve Lord Curzon’a “Yanlış bir yoldasınız ekselans… Yüzeyde başarı kazanırsınız, dipteki taban canlı ve kinci kalır. Türk ulusunun milliyetçilik ateşini ve yüce onurunu söndürebilecek hiçbir kuvvet yoktur” diye haykıranlar.
Ezcümle:
Ülkenin ne yaşadığını anlamak isteyenlerin Şimşir’in Malta Sürgünleri’ni okuması, okuyanların bir kez daha okuması gerekir.
Kitap, büyük bir sınavın zirvesini ve çukurunu belgelerle koyar ortaya.
Malta’da çile doldurmuş Göz Doktoru Esat Paşa, tarihin sayfalarından hâlâ aynı reçeteyi fısıldar:
Yenilmeyeceksin!
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.