Prof. Dr. Mustafa Tözün'ün Yeni Yazısı: “Başlangıç ve Son” ve “Düşünme Gücü” Üzerine: Batınî Bir Yaklaşım
Gazete köşesine taşınacak kısa yazılarda felsefe ve tasavvufun derin konularına derinlemesine girmek mümkün değil. Bu nedenle, bu kısa yazıda, zaten değinilen konulara aşina olanlara sözümüz ulaşacak.
N Gazete’de ilk yazımızın başlığı “Tanışma, Yaşamın Amacı, Kendini Bilme, İsim, Zaman ve Mekân Bilgisi Üzerine” idi. NGazete’de bir daha felsefenin ve tasavvufun derin konularına değinmedik, ağırlıklı olarak sağlık ve çevre politikaları üzerine yazdık (1). Bu konuları “Kur’an’ın Ezoterik Yorumu” isimli kitap serimizde detaylı işliyoruz, bugüne kadar 5 kitap yayımladık. Devam ediyoruz.
Gazete köşesine taşınacak kısa yazılarda felsefe ve tasavvufun derin konularına derinlemesine girmek mümkün değil. Bu nedenle, bu kısa yazıda, zaten değinilen konulara aşina olanlara sözümüz ulaşacak. Ne yazık ki kadim kural işlemek zorunda. Belli bir düzey eğitimi almamış olanlar kapının dışında kalacak.
Bilimsel yayınlarda açık erişim “open access” kavramı vardır. Bazı yayınlara tam metin ulaşamazsınız, bazılarına ise açık erişim sağlanabilir. Ancak o bilimsel makaleye açık erişim ile herkes ulaşabilse de o bilimsel konu için eğitimli olmayan kişilerin bu makaleyi okusa dahi anlayacağı şey pek azdır. Ezoterizm ve tasavvufta “ehil olmayan kapıdan içeri giremez” ilkesi vardır. Burada var edilen gizlilik, yine bilmeyenlerin illegal bir durum mu var, gizli teşkilatlanma da nedir, neden dereceler var gibi soruları sormasına neden olur. Şüphelendikleri gibi değil. Doğrusu, bilecek düzeyde olmayana söylesen ne anlayacak? Asıl soru bu. Biz belli bir derecede bilenler için yazalım:
“Balık oldu, kovada,
Dedin demir oldu mu altın?
Hani ifşa olacaktı ilm-i ledün?”
Bak gör nedir ahvali insanlığın?
Yine kan dökücü, yine “Kabil” yolunda.
**
“Akletmez misiniz?” dendiğini duydun,
Geçti 1400 yıl
Sen akledeceğim derken geldi AI
AI, sahte 19!
Olmadı, yine bilemedin, great reset kapıda!”
**
Bugün, akademik unvanlara sahip olanlar bile kendi uzmanlık alanından uzak ise “ezoterizm” kelimesinin sözlük anlamını dahi bilemiyor. Bilim dallara ayrılmış, bir dalda uzman olmak bilim insanını dahi aydın yapmıyor. Oysaki bilime genel bir yaklaşım sahibi olmak gerek, alim olmak yetmez arif olmak gerek. Fizik yetmez, metafizik bilinecek. Psikoloji yetmez, parapsikoloji bilinecek. Pozitif bilim yetmez, din bilgisi gerek. Dünya hayatı yetmez, ahiret bilgisi gerek. Beden yetmez, ruh bilgisi gerek. Akıl yetmez, sezgi gerek. Beyin yetmez, kalp gerek.
**
“Hangi kova? Hangi su?
Şeytan detay ile boğdu Adam’ı,
Bir savaş varsa Şeytan önde, Adam arkada
Değişir mi durum son dakikada?
Değişir de nasıl?
AI, sahte akıl,
Ruhundan üfleyen sordu: Akletmez misiniz?
Bir secde istedi meleklerden, neden?
Çünkü zahirde görünen Adam, batında olan ise Yaratandı?
Secde etmeyene dediler Yaldabaoth!”
**
Bir yalan dünyaya hapsolduk,
Halüsinasyon, hologram
Similasyon, Matrix
Milyarlarca ışık yılı bomboş
Bir uzayda
Yapayalnızlık hissi!
**
Akletmez misiniz?
Başlangıcı akletmek için ipucu:
Yuhanna 1:5:
“1Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı. 2Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi. 3Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı. 4Yaşam O'ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. 5Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.”
Kur’an ifadeleriyle karşılıklar:
Söz, kelimedir. Tanrı’nın sözü kelimetullah.
Nisa-171: “…Allah'ın Resulü İsa Mesih, Meryem'in oğludur. Ve O, Allah'ın Meryem'e attığı kelime ve Kendisinden bir ruhtur…”
**
İlk yazımızda “isim enerjisi, kelimelerin gücü, frekans ve yaratım ile ilişkilerinden” söz edilmişti. İsa’da tecelli eden kelime (söz) bilim anlamına gelen logos’dur.
Bir tek söz ile yaratım başlar: Kün!
Kün feyekün, ol der ve oluverir, anlamına gelir ve Kur’an’da şu ayetlerde geçer: “1. Bakara Suresi 117. Ayet, 2. Ali İmran Suresi 47. Ayet, 3. Ali İmran Suresi 59. Ayet, 4. Enam Suresi 73. Ayet, 5. Nahl Suresi 40. Ayet, 6. Meryem Suresi 35. Ayet, 7. Yasin Suresi 82. Ayet, 8. Mumin Suresi 68. Ayet.”
**
Yaratılış hikayesi karşılaştırmalı dinler bilgisiyle ele alındığında; karşımıza önce düşünce çıkar: Tanrı akıldır. Düşünen akıl, plan yapar. Sonra bu planı oldurmak, yaratmak için kâğıda döker. Kur’an’ın nüzül sıralamasına göre ilk sureler: 1) Alak Suresi ki insanın yaratılışını anlatır, 2) Kalem suresi.
Kalem; KLM kökü. Hem kalem, levh-i mahfuza yazma hem de kelam, söz söyleme. Düşünülüp planlanan söz dönüştürülüp (kelimetullah) yazıya geçiriliyor. Levh-i mahfuz, yani korunan levhalara her şeyin bilgisi yazılıyor.
**
Bilimsel metodoloji tanrısal bilgi olarak önümüzde. Bilim insanı bir bilimsel araştırma, bir proje hazırlayacaksa önce bildikleri üzerinden düşünüyor, bilinmeyen üzerine bir soru üretiyor aklında ve cevap arıyor. Cevabı bulmak için kafasında tasarladığı çalışmayı kaleme alıyor: Amacı, önden bildiklerini (Giriş bölümü), materyal metodu (gereç-yöntem) yazıyor. Bundan sonrası gerçekleştirme aşaması. Gerekli izinlerden sonra faaliyete geçerek çalışmayı gerçekleştiriyor. Elinde veri var. Bulguları yazıyor. Bulduğu bulgular ne anlama gelir, eski bilinenleri hesaba katıp bir terazide “eski” ile “yeni bulduğunu” tartıyor. Buna bilimsel makalenin tartışma bölümü diyoruz. Nihayetinde bir sonuca varıyor. Sonuç cümlesini de yazarak bilimsel çalışmasına ait makaleyi tamamlıyor.
**
Yukarıda yazılanlar bilinenlerden, zaten “bilinmeyen” de yok.
Şöyle denmiştir: “Bu gök kubbe altında söylenmemiş bir söz yoktur” (Cicero).
Söz en başta söylendi, tüm işler bitirildi ve kıyamet koptu da,
“Biz” ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Önce kendini bil, derler. Metot budur. Yoksa sonsuzluk hissi veren alemler içinde kaybolup gidersin.
**
Hak erenler “Enel Hak” sırrına erip kendini bildi de Kova’yı bekleyenler bekleyedurdular.
İncil ve Kur’an’a değindik Tevrat’tan bir ayet:
Tekvin 1:27: Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah’ın suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı.
O yüzden secde edin emri verildi meleklere.
Öyleyse Hakkı kendisinde görecek bilinç düzeyine çıkma potansiyeline sahip olan insan, tanrıya ait tüm Esma’yı (Esmaül Hüsna) kullanabilir ve yükselebilir.
Rahim ismiyle merhamet sahibi olur, Gafur ismiyle bağışlayan, Alim ismiyle de alim olur. Nasıl? Ömür bir yolculuk, vakti boşa harcamayın çalışın, nasılını öğrenin, oldurun.
Alemleri “ol!” emriyle olduran Allah’dır. Bugünkü sır şu olsun:
Siz de ömrünüzü boşa harcamak ve kendinizi oldurmak isterseniz “ol!” der ve oldurursunuz. Ne olmak istiyorsunuz? Olmak istediğiniz şeyi olun. Başkalarının istediği şey olmayın! Siz Allah’ın kulusunuz, başka hiçbir şeyin değil. Allah’ın kulu olmak, köle olmak değil, hür olmaktır! Kimsenin karşısında eğilmeyin, meleklerin Adem’e secdesini hatırlayın ki Enel Hakk sırrının yolunda olunuz.
Yolu yürüyünce varacak mıyım? Varmak değil, yolda olmak esastır.
Yol bitecek değil. Yol, sonsuzluğa uzanıyor. Yolun içerisinde var etme ve yok etme noktaları var.
Bugünkü konumuz asıl odur.
Yine dönelim Meryemoğlu İsa’ya. Ne dedi O?
“Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Ben'im.” VAHİY 22:13.
Kur’an tasdik eder mi? Eder.
Karşılaştırmalı din okuduğunuzda “Yaratılış” ve “Eskatoloji (kıyamet bilgisi)” ayrı ayrı anlatılır. Öyle değil.
Biz Bektaşi geleneğinden aldığımız feyz ile Elest meclisini açıklayalım:
Önce Kur’an’dan Elest ayeti:
Araf 172: “Hani kıyamet gününde, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye, Rabbin, Ademoğulları'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Elestubi Rabbikum)" Onlar da "Evet, buna şahit olduk" (Kalu bela şehidna) dediler.”
**
Bektaşiler, çok eskiden beri tanıştığı kimseler için Kalu Bela’dan beri tanışırız, derlerdi.
**
Âdem yaratılmış, onun zürriyeti, yani kıyamete kadar olan, yani dünyaya gelmiş, geçmiş ve gelecek olan tüm insanlar bir mecliste toplanıyor. Bu meclisin adı Elest Meclisi. Burada Allah ile bir sözleşme yapılıyor.
Allah soruyor: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Elestubi Rabbikum)".
Herkes tek bir ağızdan diyor ki: “Kalu bela! (Evet, öylesin!)”. “Şehidna (Şahit olduk)”.
**
Bu meclis nasıl, nerede, ne zaman kurulmuş olabilir. Hem başlangıçtayız, Âdem yeni yaratılmış hem de sondayız, yani tüm insanlar orada. Daha dünya yok ki dünyaya doğmak olsun!
La mekân la zaman, değil. Ruhlar yaratılmış, ruhlar alemi var da cismani alem ve onun zaman boyutu var mı? Yok.
Allah Adem’i yarattığı başlangıç an’ında ve kıyametin koptuğu son an’da tecelli ediyor. İsa üzerinden anlatıldığı gibi, başlangıç ve son tek bir an!
Öyleyse düşünüp “ol!” deyip oldurduğunuzda bitirmiş de oluyorsunuz.
Bugünkü yazının mesajı budur.
Bu yazı ve tüm yazılar yazılırken yazar, başlığı yazdığında, yazı yazılıp bitirilmiştir. Biz sadece zaman boyutunun içerisinde, bir sürede işleri tamamladığımızı zannederiz.
Diyelim ki 10 ciltlik bir kitap bir yazar tarafından yazıldı ve eserin yazımı 20 yıl sürdü. Aslında yazar ilk kelimeyi boş kâğıda yazdığında o eser bitirilmişti.
Bu konuyu Kur’an Rehberliğinde Ezoterizm ve Mitoloji kitabımızda ele aldığımızda “Üç Büyük Aşk’ın Hikayesi” bölümünde şiirler ile ifade etmiştik:
I. ELEST MECLİSİ
O,
Seslendi!
İlk soruyu sordu:
- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
Cümleden cevap geldi:
- Evet, şahit olduk!
Böylece bu büyük meclis, Elest Meclisi,
Tekrar toplanmak üzere dağıldı…
**
Ve şiirlerle anlatım sürer ve sona doğru, baştaki Elset Meclisi’nin sondaki, yani kıyametten sonraki Mahşer Meclisi olduğu anlatılır:
(2).
XVIII. MAHŞER MECLİSİ
Ve tüm işler bitirildi
Dünya denen Leyla’nın içinde SEN!
Ey bunları okuyan SEN!
Sanırsın ki sen,
Tüm işler bitirilmedi!
Daha kıyamet kopmadı!
Kıyamet günü o meclis toplanmadı!
Hesap sorulmadı!
Bil ki artık bunu!
Tüm işler bitirildi!
Çünkü zaman, senin
Leyla denilen, dünya âlemine ait bir varlık!
Hakikatte o da yok!
Zaman da O’nun,
“OL DER VE OLUVERİR!” sözü ile
Yaratıldı ve yok oldu aynı Anda!
Evet, tüm işler bitirildi,
Diyalektik gereği tüm ikilikler,
Aydınlık - karanlık,
Güzellik - çirkinlik,
İyilik - kötülük,
Erillik - Dişilik,
Sen - ben,
Yok oldu!
BAŞTAKİ İLE SONDAKİ AYNI İDİ.
ELEST MECLİSİ ile MAHŞER MECLİSİ!
Birdi!
Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28).
XIX. ELEST MECLİSİ = MAHŞER MECLİSİ
Ve Mahşer’e vardım.
Mahşer’e varmam
Unuttuğum hakikati hatırlamam idi
Mahşer Meclisi Elest Meclisi idi.
Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir. (Nahl Suresi, 77).
Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız ona döndürüleceksiniz. (Rum Suresi,11).
XX. SONUNDA O’NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ
O,
Seslendi!
İlk ve son soruyu sordu:
- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
Cümlemizden ilk ve son cevap geldi:
- Evet, buna şahit olduk!
“SONUNDA O’NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ”
Ayeti tecelli etti.
Böylece o büyük meclis, Mahşer Meclisi adı ile tekrar toplanmış oldu.
Aslında tekrar yoktu
Bir tek meclis,
Bir tek soru ve bir tek cevap vardı.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz. (Zuhruf Suresi, 85). (2).
**
İslam geleneğinde işlere Besmele ile başlamak vardır. Allah’ın adıyla, ismin gücünden yararlanarak başladığınızda o işin bitmemesi mümkün değildir. Düşünme, niyet etme, söze getirme ve amel ve amellerin karşılığı olan ürün. Bilimsel çalışma metodolojisi. Başarabilirsiniz.
**
Batı’da da “Düşüncenin Gücü” üzerine pek çok eser yazıldı. Bazılarını kaynaklarda sunuyorum (3-5). Ancak Batı felsefesinden konuya yaklaşımda şu hataya düşmemek gerek: İnsan sonsuz güce sahiptir ve bu kendisindendir. Din felsefesi bu düşüncenin Firavun düşüncesi olduğunu açıklar. Ene (ben, ego) odaklı bir yanılsama ile insan kendisini tanrılaştırabilir. Böylece Adem’e secde etmeyen İblis’in durumuna düşer. Dikkat edilmesi gereken incelik buradadır.
Bununla birlikte hak erenler Adem’in içine ruhundan üfleyen yaratıcıyı kendi içlerinde hissettiğinde her şeyi oldurabilecek gücü kendilerinde gördüler. Kendilerini bildiler. Bu sırra eremeyenler ise onları şerri hükümlerle yargılayıp ölüm ile cezalandırdılar. Enel Hak (Ben Hakkım!” diyen Hallac-ı Mansur gibi, derisi yüzülen Nesimi gibi. Oysa onlar yaratıcının gücünü kendi özlerinde fark edenlerdendi, erenlerdendi.
Nesimi’nin Bende Sığar İki Cihan şiirinden:
“Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam”
Seyyid Nesimi 1417-1418 yıllarında Halep’te derisi yüzülerek idam edilmişti (6).
**
Bugünkü kısa yazının sonucu: Başlangıç ve son birdir. Özündeki yaratıcıya ulaştığında düşünmeye başlayıp da bitiremeyeceğin, olduramayacağın ve başaramayacağın bir şey yoktur. Kim olduğunu bulman gerek!
Kendini bil, başka bir konu. Giriş yapalım ki yazılması, bitirilmesi ve okunması an’da gerçekleşmiş olsun:
Gnothi seauton yani "Kendini bil" bir Antik Yunan vecizesidir. Delphi'deki Apollon Tapınağı'nın girişinde altın harflerle yazılıydı. Bu buyruğun kökeni Apollon'a isnat edilmiştir.
Deyiş en azından beş antik Yunan bilgesine atfedilmiştir: Spartalı Chilon, Miletli Thales, Sokrates, Pisagor ve Atinalı Solon (7).
Kaynaklar:
- Mustafa Tözün. Tanışma, Yaşamın Amacı, Kendini Bilme, İsim, Zaman ve Mekân Bilgisi Üzerine. https://www.ngazete.com/tanisma-yasamin-amaci-kendini-bilme-isim-zaman-ve-mekan-bilgisi-uzerine-4508yy.htm (Erişim: 29.04.2026).
- Mustafa Tözün. Kur’an Rehberliğinde Ezoterizm ve Mitoloji. Gece Kitabevi, 1. Baskı, 2020. S:181 ve 204-206.
- James Allen. Düşüncenin Gücü.
- Jack Ensign. %100 Düşünce Gücü.
- Louis L. Hay. Düşüncenin İyileştirici Gücü.
- Nesîmî. https://tr.wikipedia.org/wiki/Nes%C3%AEm%C3%AE (Erişim: 29.04.2026).
- Gnothi seauton. https://tr.wikipedia.org/wiki/Gnothi_seauton (Erişim: 29.04.2026).
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.