Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: KHK Meselesinde Yeni Dönem: Hukuk, Objektiflik ve Kalıcı Çözüm Arayışı
Hemen ifade edelim ki bu konudaki değerlendirmemizi tamamen objektif ve hukuk çerçevesinde yapmaya çalışacağız. Zira her bir KHK dosyasının kendi içerisinde farklı koşulları, farklı gerekçeleri ve farklı hukuki dayanakları bulunmaktadır.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) süreci, Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli hukuki ve toplumsal meselelerinden biri olmaya devam etmektedir. Aradan geçen yıllar göstermiştir ki bu konu artık yalnızca olağanüstü dönem tedbirleri çerçevesinde değerlendirilebilecek geçici bir mesele değildir. Aksine sosyal, ekonomik, psikolojik ve hukuki boyutları bulunan çok yönlü bir alan haline dönüşmüştür.
Hemen ifade edelim ki bu konudaki değerlendirmemizi tamamen objektif ve hukuk çerçevesinde yapmaya çalışacağız. Zira her bir KHK dosyasının kendi içerisinde farklı koşulları, farklı gerekçeleri ve farklı hukuki dayanakları bulunmaktadır. Dolayısıyla bütün KHK’lıları tek bir kategori içerisinde değerlendirerek genelleme yapmak doğru değildir. Her bir bireysel dosyada alınan kararın haklı ya da yerinde olup olmadığı ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken meselelerdir. Bu nedenle bireysel dosyalar hakkında peşin hüküm içeren herhangi bir görüş veya değerlendirme ortaya koymanın doğru olmayacağını özellikle belirtmek gerekir.
Öte yandan mesele artık yalnızca iç hukuk bakımından değil, uluslararası hukuk boyutuyla da Türkiye’nin önündeki önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararı da bu çerçevede dikkatle değerlendirilmelidir. Ancak söz konusu kararı Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından mutlak bir mecburiyet veya doğrudan teslimiyet gerektiren bir yaklaşım şeklinde değerlendirmek de doğru değildir.
Asıl önemli olan husus; Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda açıkça ifade edilen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen temel nitelikleri arasında yer alan “hukuk devleti” ilkesidir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukuk devleti olmanın gereği olarak hem kendi iç hukukunu hem de uluslararası hukuk alanındaki gelişmeleri, yüksek yargı kararlarını ve insan hakları standartlarını dikkate almak durumundadır. Bu yaklaşım bir zorunlu teslimiyet değil; güçlü devlet olmanın, özgüvenli hukuk düzenine sahip olmanın ve adalet sistemini sürekli geliştirme iradesinin doğal sonucudur.
Bu bağlamda özellikle vurgulanması gereken bir diğer temel husus ise, hukuk devletini kesintiye uğratacak hiçbir darbe teşebbüsünün ve demokratik düzeni hedef alan hiçbir girişimin asla tolere edilemeyeceğidir. Devletin anayasal düzenini koruma iradesi, hukuk devletinin devamlılığı açısından vazgeçilmezdir. Bununla birlikte Devlet ile millet arasındaki bütünleşme, hukuk devletinin en önemli şiarlarından biridir. Güvenlik ile özgürlük arasındaki denge, bu bütünleşme ruhu içinde korunmalıdır.
Elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenlik hassasiyetleri ve terörle mücadele refleksi meşrudur. Devletin kendisini koruma hakkı tartışmasızdır. Ancak hukuk devletinin gücü, olağanüstü dönemlerden sonra dahi hukuk güvenliğini yeniden tesis edebilme kapasitesinde ortaya çıkar. Bu nedenle KHK meselesinin artık daha serinkanlı, daha hukuki ve daha çözüm odaklı bir perspektifle ele alınması gerekmektedir.
Bu noktada, çıkarılacak bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile mevcut hukuki ve idari çerçevenin yeniden düzenlenmesi suretiyle KHK meselesinin çok kısa zamanda ve köklü biçimde çözülmesi de mümkündür. Böyle bir düzenleme, hem bireysel dosyaların hızla yeniden değerlendirilmesini hem de ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesini sağlayabilecek pratik ve etkili bir yol olarak değerlendirilebilir.
KHK Meselesinde Gerçekçi Çözüm Önerileri
- Yeni ve bağımsız bir hukuki inceleme mekanizması kurulmalıdır.
- Beraat ve takipsizlik kararları doğrudan sonuç doğurmalıdır.
- İdari tedbirlerin süresiz hale gelmesi önlenmelidir.
- Hızlı ve etkin sonuç üreten normatif düzenlemeler yapılmalıdır.
- Tazmin ve hak iadesi mekanizmaları oluşturulmalıdır.
- Toplumsal normalleşme ve hukuki güven ortamı güçlendirilmelidir.
Sonuç
Bugün gelinen noktada KHK meselesi yalnızca hukuki bir tartışma değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesi içerisinde devlet ve millet bütünleşmesinin yeniden tahkimi meselesidir. Bu bütünleşme sağlandığı ölçüde ülkenin refahı, huzuru, güvenilirliği ve sürdürülebilir kalkınma kapasitesi güçlenecektir.
Zira hukuk devleti içerisinde devlet ile milletin güçlü bir şekilde bütünleşmesi; yalnızca adaletin tesisini değil, aynı zamanda ekonomik istikrarın, toplumsal barışın ve kurumsal güvenin de temelini oluşturmaktadır. Bu bütünleşme sayesinde ülke, refah, huzur, güven ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine daha sağlam bir zeminde ulaşacaktır.
Bu bağlamda, hukuk ve adalet güvenliği alanında yapılacak düzenleme ve iyileştirmeler yalnızca iç hukuk düzenini güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası yatırım ortamına da doğrudan olumlu katkı sağlayabilecektir. Özellikle Hürmüz ekseninde devam eden ve yoğunluğu sürekli değişen ABD–İsrail–İran gerilimi ve bölgesel istikrarsızlıklar sebebiyle Körfez ülkeleri başta olmak üzere farklı coğrafyalarda yeni yatırım ve güvenli liman arayışına giren küresel sermayenin, hukuk güvenliği güçlü ve öngörülebilir yapılar aradığı bir dönemde, Türkiye’de yapılacak bu tür yapısal reformlar ülkenin tercih edilebilirliğini artırabilir. Bu durum, Türkiye’nin küresel sermaye açısından daha cazip bir merkez haline gelmesine de katkı sağlayabilir.
Bu süreçte çözüm iradesinin en güçlü şekilde ortaya çıkabileceği adres, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önderliğinde şekillenen Cumhur İttifakı’dır. Cumhur İttifakı’nın bu konuda devlet tecrübesi, siyasi istikrarı ve güvenlik-hukuk dengesini birlikte ele alan yaklaşımıyla en yetkin çözüm noktası olduğu yönünde toplumda güçlü bir kanaat bulunmaktadır.
Sonuç olarak KHK meselesinin çözümünde esas alınması gereken yaklaşım; kutuplaşmayı değil uzlaşıyı, belirsizliği değil hukuk güvenliğini, geçici çözümleri değil kalıcı ve sürdürülebilir bir hukuk düzenini esas alan bir anlayış olmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.