Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

Yazın Sıcak Günlerinde Gıda Hijyenine Dikkat

Halk sağlığı, halkın sağlığı yaşanılan her yerde ele alınması gereken ve temelinde olumlu sağlık davranışlarının geliştirilmesi için sürekli olarak halkın sağlık eğitimini yapmak üzere odaklanmış bir bilim dalıdır.

Sokakta, fırında, pazar tezgahında da halkın sağlık eğitimi sürdürülmelidir. Bugünkü konumuz gıda kaynaklı bulaşıcı hastalıklar.

Ne yazık ki her gün binlerce insanımızın uğradığı, toplumsal olarak kanıksadığımız ama biyolojik faturası oldukça ağır olan bir ihmali yeniden gündeme taşımak artık bir zorunluluk: Gıda hijyeni ve unuttuğumuz temel temizlik pratikleri.

2020 yılında pandemi tedbirleri kapsamında Manisa’da başlatılan “Ekmeğime Dokunma” isimli bir kampanya yürütüldüğünü hatırlıyorum.

Ekmeklerin el değmeden poşetlenmesi, eldiven kullanımı ve hijyen standartları üzerine ciddi bir farkındalık yaratılmaya çalışılmıştı. Bugün mahalle fırınlarında, market tezgahlarında parayı alan el ile sofralarımızın baş tacı olan ekmeği tutan elin aynı el olduğu gerçeğiyle halen yüzleşiyoruz.

Gün içinde yüzlerce kişinin cebinden geçen, tezgahlara sürünen, cüzdanlarda devreden madeni ve kâğıt paralar, adeta birer mikrobiyal bulaş aracıdır. Aynı elle, bu ülkenin en çok tüketilen temel besin kaynağına dokunmak, bulaşıcı hastalıklara doğrudan davetiye çıkarmaktır.

Biz farkında olmasak da enfeksiyöz ajanlar (bakteriler, virüsler ve parazitler), o kirli eller ve paralar aracılığıyla ekmeğimize, oradan da evlerimize, çocuklarımızın bünyesine taşınır.

Tifo, hepatit A, dizanteri veya basit birer mide üşütmesi gibi görünen ama riskli grupları hastanelik edebilen akut gastroenterit (ishal) vakalarının arkasında, gıda hijyeni konusundaki ihmaller yatmaktadır.

Risk sadece fırındaki ekmekle de sınırlı değil. Havaların iyice ısındığı bu dönemde, sokak lezzetlerine ve açıkta satılan gıdalara olan rağbet gözle görülür şekilde artıyor. Sokak satıcılığı kültürümüzün renkli bir parçası olabilir; ancak denetimsiz, açıkta, tozun, toprağın ve araç egzozlarının ortasında sunulan gıdalar büyük birer biyolojik tehdittir.

Sokak satıcılarında güvenilir su kaynağının yetersizliği, el yıkama alışkanlığının yerleşmemiş olmaması ve özellikle sıcak yaz günlerinde hayati önem taşıyan "soğuk zincirin" korunamaması, gıda zehirlenmelerine zemin hazırlamaktadır.

Mikrobiyal üreme hızının katlandığı bu mevsimde, açıkta satılan bir dilim meyve, bir adet dondurma veya hijyensiz koşullarda hazırlanan bir atıştırmalık, bir anda acil servis koridorlarında biten bir sağlık krizine dönüşebiliyor.

Çözüm: İş Doyumu, Denetim ve Tüketici Gücü

Bu kısır döngüyü kırmak ve toplum sağlığını korumak için üç sacayağını acilen harekete geçirmek gerekiyor:

Esnaf Eğitimi ve İş Sorumluluğu: Gıda sektöründe çalışan her bireye, yaptıkları işin doğrudan insan hayatına dokunduğu bilinci aşılanmalıdır. Bu bir angarya değil, mesleki bir doyum ve sorumluluk vesilesidir. Para tutan el ile gıdaya dokunan el kesinlikle ayrılmalı ya mekanik aparatlar kullanılmalı ya da nakit/kart işlemleri ile gıda sunumu farklı personellerce yapılmalıdır.

Sürekli ve Kesintisiz Denetim: Yerel yönetimler ve ilgili bakanlıklar, fırınlardan sokak satıcılarına kadar tüm gıda noktalarını süreklilik arz eden bir disiplinle denetlemeli ve yaptırımları caydırıcı hale getirmelidir.

Tüketici Bilinci: En büyük denetim mekanizması tüketicinin bizzat kendisidir. Hijyen kurallarına uymayan, sağlığımızı hiçe sayan işletmelerden alışveriş yapmamalı, uyarımızı nezaketle ama kararlılıkla dile getirmeliyiz.

Sağlıklı bir toplum, temiz ve güvenilir gıdayla başlar. Unutmayalım ne ekmeğimiz ne de sağlığımız ihmale gelecek kadar ucuz değildir. Ekmeğimize, gıdamıza kirli ellerle dokundurtmayalım!

Bir başka yazımızda konumuz eski bir halk sağlığı uygulaması olan portör muayeneleri olsun. Bugün şu kadarını söyleyelim:

Türkiye'de gıda üretim ve perakende işyerlerinde, ayrıca insani tüketim amaçlı sularla ilgilenen işyerlerinde çalışanlar için zorunlu portör muayenesi uygulaması 2011 yılında kaldırılmıştır.

1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nda yapılan değişikliklerle, portör testi ve taramaları zorunluluk olmaktan çıkmış; yerini çalışanların alması gereken zorunlu Hijyen Eğitimi programlarına bırakmıştır.

Ne düşünüyorsunuz? Gıda sektöründe sadece “Hijyen Eğitimi” verilmesi yeterli mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.