Prof. Dr. İ. Hamit Hancı
ADLİ KOLLUK GEREKLİ Mİ?
Prof.Dr.İ.Hamit Hancı
Av.Dr.Alp Aslan.
Adli kolluk, bir suç işlendikten sonra delilleri toplayan, şüphelileri araştıran ve Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatlarıyla soruşturma işlemlerini yürüten güvenlik görevlisidir.
Av.Dr.Alp Aslan ile yıllardır çözülemeyen bu soruna el atmaya karar verdik
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 167 nci maddesine dayanılarak hazırlanana 01.06.2005 tarihli ADLÎ KOLLUK YÖNETMELİĞİ’ne göre; Adli Kolluk Emniyet Teşkilatı Polis memurları ve amirleri, Jandarma personeli ve komutanları, Sahil güvenlik birimleri, Gümrük işlemlerindeki ilgili güvenlik görevlileri arasından görevlendirilir.
Yönetmeliğe göre; Mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından görevlendirilen adlî kolluğun komutanı, amiri veya sorumlusu Adlî kolluk sorumlusudur
En üst dereceli kolluk amiri ise Emniyet Genel Müdürlüğünde; il emniyet müdürü, ilçe emniyet müdürü veya amiri, Jandarma Genel Komutanlığında il jandarma komutanı, ilçe ve merkez ilçe jandarma komutanı, Sahil Güvenlik Komutanlığında; birlik komutanı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığında; gümrük muhafaza kaçakçılık ve istihbarat müdürü dür
Adlî kolluk, bağlı bulunduğu kolluk teşkilâtının bir parçası olup, öncelikli görevi, karşılaştığı suçun işlenmesini önlemektir.
Cumhuriyet savcılarınca, adlî görevler ile ilgili emir ve talimatlar, kolluk birimlerinin aralarındaki iş bölümü ile kolluk teşkilâtlarının görev ve yetki alanlarına göre verilir.
Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde üstlerinin emrindedir.
Cumhuriyet başsavcılığı, adlî görevlere ilişkin emir ve talimatlarını öncelikle adlî kolluk sorumlularına veya adlî kolluk görevi ifa eden diğer birim âmirlerine verir. Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.
Adlî kolluk görevlilerinin özlük hakları, bağlı oldukları teşkilât tarafından yürütülür. En üst dereceli kolluk amiri, adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla adlî kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim, planlama ve gerektiğinde diğer idari tedbirleri almaya ve iş bölümünü yapmaya yetkilidir.
Adlî kolluk görevlileri, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, Cumhuriyet savcısının emirleri doğrultusunda şüphelinin lehine veya aleyhine olan tüm delilleri, kanunda ön görülen koşullara uyarak toplamak, muhafaza altına almak ve bunları bir fezleke ile Cumhuriyet savcısına sunmakla yükümlüdür.
Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan adlî kolluk görevlisi, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar önce sözlü olarak ikâz eder; uyulmaması hâlinde zor kullanarak olay yerinden uzaklaştırır. İlgilinin ısrarı hâlinde yakalama işlemi uygulanır.
Adlî kolluk birimlerinde görev yapacak personelin konusunda uzmanlaşması için mümkün olduğunca aynı veya benzer görevlerde çalışması için kendi teşkilâtlarınca gerekli tedbirler alınır. Adlî kolluk görevlileri, yürütülecek soruşturmalarla ilgili olarak, katılacakları meslek içi kurslar sonunda belirli branşlarda ihtisaslaşırlar.
Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları; Adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülebilmesi amacıyla, adlî kolluk görevlilerince ifa edilen adlî işlemleri her zaman denetler.
*Görüldüğü gibi Adli Kolluk’un olay Yeri İncelemesi yapmaktan, suçun izlerini, eserlerini ve delillerini kaybolmadan toplamaya, failleri bulmaya kadar geniş bir görev yelpazesi vardır.
Adli Kolluk, suç işlendikten sonra devreye girmekte, suçu ve failini araştırmaktadır.
Peki Adli Kolluk , İdari Kolluktan Ayrılmalı mıdır?
Kolluk faaliyetleri klasik olarak idari kolluk ve adli kolluk şeklinde iki temel fonksiyon altında incelenmektedir. İdari kolluk, kamu düzeninin bozulmasını ve suç işlenmesini önlemeye yönelik önleyici bir faaliyet yürütürken; adli kolluk, suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra suçun aydınlatılması, delillerin elde edilmesi, şüphelilerin belirlenmesi ve ceza muhakemesinin soruşturma evresinin yürütülmesine katkı sağlamaktadır.
İki kolluk türü arasındaki fark yalnızca görevlerin zamanlamasına değil, hizmet ve fonksiyonlarının hukuki niteliğine de dayanmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 164. maddesi, soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa yaptırılmasını öngörmektedir. Aynı maddede adli kolluğun, adli görevleri dışındaki hizmetlerde kendi idari üstlerinin emrinde olduğu belirtilmektedir. Yukarda özetlediğimiz Adli Kolluk Yönetmeliği de soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda yürütülmesini ve adli kolluk görevlilerinin savcının adli görevlere ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getirmesini öngörmektedir.
Bu durumda , adli kolluk fonksiyonel olarak yargısal soruşturmaya bağlı olmaktadır ancak kurumsal/örgütsel olarak idari kolluk teşkilatlarının içerisinde bulunmaktadır. Buda çift başlı/taraflı bir kurumsal aidiyete sebep olmaktadır. Adli kolluğun idari kolluktan ayrılması gerektiği yönündeki görüşlerin gerekçelerinde de bu yapısal gerginlik vardır.
Adli kolluk klasik bir güvenlik hizmetinden farklı faaliyetler gerçekleştirmektedir. Kamu düzenini genel olarak korumaktan çok belirli bir suç şüphesi hakkında delil toplamakta ve ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet etmektedir.
İşte bu nedenle de adli kolluğun kurumsal aidiyetinin soruşturmayı yöneten Cumhuriyet savcılığıyla uyumlu olması geremektedir. Adli kolluğun idari amirlerinin (Müdür,Komutan) günlük emir-komuta ilişkileri ile savcılığın soruşturmaya ilişkin talimatlarının kesişmesi, görev ve öncelik çatışması meydana getirecektir.
Bu nedenle ayrı bir adli kolluk yapılanması, soruşturma faaliyetini yürütmenin günlük güvenlik hizmetlerinden uzaklaştırarak, ceza adalet sistemine hizmet eder hale getirebilir.
Ceza soruşturması yalnızca etkili değil, aynı zamanda bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Bu sayede daha güçlü bir toplumsal güven oluşturulacaktır. Özellikle kamu görevlileri, kolluk personeli, siyasi veya idari makamlarla ilişkili kişiler hakkındaki soruşturmalarda aynı idari teşkilat içerisinde bulunan personelin delil toplaması kurumsal tarafsızlık bakımından sorun çıkarabilir.
Tabi ki buradaki sorun kolluk personelinin bireysel tarafsızlığından ziyade kurumsal yapılanmayla ilişkilidir. Hukuk devletinde kurumların yalnızca tarafsız hareket etmesi değil, tarafsızlığı güvence altına alacak biçimde örgütlenmesi de istenmektedir.
Bu açıdan adli kolluğun idari yapıdan fonksiyonel ve personel bakımından ayrılması, Cumhuriyet savcısının soruşturma üzerindeki etkin denetimini güçlendirecektir.
Uzmanlaşma ve Adli Bilimler Boyutu: Modern ceza soruşturması artık yalnızca şüpheliyi bulma ve tanık ifadesi almaktan ibaret değildir. Olay yeri inceleme, kriminal incelemeler, bilişim delilleri, adli muhasebe, iletişim kayıtları, DNA incelemeleri , görüntü analizi ve delil zincirinin korunması giderek daha yüksek düzeyde uzmanlık gerektiren durumlardır. Bu nedenle adli kolluk’un profesyonelleşmesi ve uzmanlaşması gerekmektedir. Yani kolluk sadece bu işi yapmalıdır. Adli kolluk, genel güvenlik hizmetleri görevinden ayrılarak kendine özgü mesleki bilgi, beceri ve metodolojiye sahip bir ceza soruşturması uzmanlığına dönüşmelidir.
Adli kolluk faaliyetlerinin büyük bölümü temel haklara doğrudan müdahale eden işlemlerden oluşmaktadır. Yakalama, gözaltı, fiziksel müdahale, arama, el koyma, ifade alma ve kişisel malzemenin incelenmesi gibi işlemler maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının yanı sıra kişinin temel haklarının korunması bakımından büyük öneme sahiptir.
Bir delilin yalnızca bulunması yeterli değildir; hukuka uygun biçimde elde edilmesi, korunması ve mahkemeye ulaşıncaya kadar bütünlüğünün muhafaza edilmesi gerekir. Bu nedenle uzmanlaşmış adli kolluk modeli, delil zincirinin korunması yanında, savunma haklarının ve adil yargılanma hakkının korunmasına da hizmet edecektir.
İdari kolluğun temel amacı tehlikeyi önleme/güvenlik, adli kolluğun temel amacı ise gerçekleşmiş bir olayı hukuki deliller üzerinden yeniden inşa etme üzerine kuruludur. Bu iki faaliyet birbirine yakın görünmekle birlikte farklı mesleki içeriklere sahiptir.
İdari kollukta hızlı müdahale, kamu düzeni ve risk yönetimi ön plandadır. Adli soruşturmada tarafsızlık, delilin doğrulanması ve usul güvenceleri önemlidir. Aynı personelin sürekli olarak her iki işlev arasında hareket etmesi, zaman içinde sorun oluşturacaktır. Müdahale mantığı, soruşturma mantığına üstün gelebilecektir.
Ülke sistemimizde adli kolluk, soruşturma sırasında Cumhuriyet savcısının emir ve talimatlarına bağlı iken adli görevleri dışındaki faaliyetlerde idari üstlerine bağlıdır. Bu yapı her ne kadar pratik görülse de kurumsal çift başlılık, uzmanlaşma, soruşturma bağımsızlığı ve mesleki kültür açısından dikkatle ele alınmalıdır.
Bu nedenle ideal olan personeli, eğitimi, kariyer sistemi, görevlendirilmesi ve soruşturma sırasındaki emir-komuta ilişkisi açık biçimde ayrıştırılmış profesyonel bir adli kolluk yapılanmasının ceza adalet sisteminin niteliğini artıracak şekilde içinde yer almasıdır.
Bir çok akademik yazıda da öngörüldüğü gibi, soruşturmayı yürütme etkisinden uzaklaştırmak, adli bilimler temelinde uzmanlaşmayı sağlamak , temel hak güvencelerini güçlendirme yönleriyle adli kolluk reformu aynı zamanda hukuk devleti ve ceza adaleti reformu olacaktır.
Türkiye’de idari kolluktan ayrılmış ve Cumhuriyet savcılığıyla daha güçlü ilişki içinde bulunan bir adli kolluk teşkilatı kurulması düşüncesi 4 Aralık 2005 tarihli CMK dan çok önce de ortaya atılmıştır.
1961 Anayasası hazırlıkları sırasında 138. maddeye “Adli zabıta doğrudan doğruya adli mercilerin emrindedir” hükmünün konulması önerilmiş ancak öneri 1961 Anayasası'nda yer almamıştır.
Akademik literatürde, Adalet Bakanlığının adli kolluk konusunda hazırladığı tasarı çalışmalarının 1972 yılına kadar gittiği belirtilmektedir. Bu, yasama sürecine ulaşmış bir tekliften çok Bakanlık düzeyindeki ilk kurumsal tasarı çalışmalsıdır.
Adalet Bakanlığı 1991'de bir Adli Kolluk Kanunu Tasarısı hazırlamıştır. Tasarı 1992 de yeniden düzenlenmiştir. Amaç adli kolluğun genel kolluktan ayrılması, Cumhuriyet başsavcılığıyla daha güçlü bir bağ kurulması ve adli kolluk personelinin tayin, sicil ve denetiminde savcılığın etkisinin artırılmasıdır.
15 Aralık 1992 tarihli TBMM görüşmelerinde, Adli Kolluk Kanunu Tasarısının Bakanlar Kuruluna sunulduğu görülmektedir. Ancak tasarı yasalaşamamıştır.
1997 yılında konu yeniden devlet programına girmiştir. Adalet Bakanlığınca hazırlanan 1997 Adli Kolluk Kanunu Tasarısı 18 maddelik daha ayrıntılı bir model öngörmüştür.
1998'deki yargı reformu tartışmalarında da , TBMM kayıtlarında “ayrı bir adli kolluk kuruluncaya kadar” genel kolluk bünyesinde adli hizmetlerde uzmanlaşmış birimler kurulması ve özel eğitim almış personelin görevlendirilmesi yönünde öneriler yer almıştır.
2001 Adli Kolluk Kanunu Tasarısı, 1997 nin ana hatlarını sürdürmüştür.
Bu dönemde kurumsal farklılıklar ve frotmanlar gün yüzüne çıkmıştır. Adalet Bakanlığı adli soruşturma fonksiyonunu savcılığa bağlamak isterken, İçişleri kolluk teşkilatının parçalanacağı ve emir-komuta bütünlüğünün bozulacağı gerekçesiyle ayrı yapılanmaya karşı çıkmıştır.
2003'te Adalet Bakanlığı h yeni bir adli kolluk teşkilatı kurulmasına yönelik ayrı kanun tasarısı üzerinde çalışıldığını TBMM'ye bildirmiştir. 5271 sayılı CMK'nın hazırlık sürecinde Adalet Bakanlığı, adli kolluğun Cumhuriyet başsavcılığının emrinde ve özerk nitelikte örgütlenmesini istemiştir. Akademik kaynaklar, İçişleri Bakanlığının itirazları sonucunda bu özerk adli kolluk modelinden vazgeçildiğini açıkça belirtmektedir.
2005 CMK reformu sırasında ayrı/özerk ve savcılığa bağlı bir adli kolluk modeli gündeme gelmiş; ancak İçişleri Bakanlığının itirazları sonucunda bu kurumsal model kabul görmemiştir. Bunun yerine mevcut kolluk teşkilatları içinde fonksiyonel bir “adli kolluk” ayrımı kabul edilmiştir.
Adli kolluk CMK'dan çıkarılmamış yeni kanun maddeleri eklenerek “adli kolluk” kavramı CMK'ya sokulmuştur. Ancak, ortaya çıkan yapı, Savcılığa bağlı özerk bir adli kolluk teşkilatı değildir. CMK m.164'te polis, jandarma, gümrük muhafaza ve sahil güvenlik içerisindeki soruşturma görevlileri “adli kolluk” sayılmıştır.
TBMM'deki 4 Aralık 2004 görüşmelerinde düzenlemenin “gerçek anlamda adli kolluk” oluşturmadığı; özlük hakları, atama, teftiş ve denetim bakımından Cumhuriyet savcısına bağlı uzman bir teşkilat kurulması gerektiği savunulmuştur.
2005 çözümünün özerk bir adli kolluk talebini karşılamadığı anlaşılmaktadır.
Ülkemizde Adli kolluk hizmetleri zaten vardır. Asıl sorun Adli soruşturmayı yapan personelin, yürütmeye bağlı genel kolluğun içerisindeki bir uzmanlaşmış birim mi yoksa Cumhuriyet başsavcılığıyla ilişkili mesleki bakımdan güçlendirilmiş ayrı bir adli kolluk teşkilatı mı olacağıdır.
Türkiye'de soruşturmanın sorumluluğu savcıda, fakat soruşturmanın insan kaynağı ve örgütsel kapasitesi yürütmeye bağlı kolluktadır. Bu ikilik, adli kolluk tartışmasının bugün de ana sorunudur.
Bu sorunun çözülmesi için Adalet Bakanlığı ve C.Savcılıklarına bağlı Adli Kolluk teşkilatı kurulmalı;
Öncelikle Olay Yeri İnceleme ve Kriminal Laboratuvar hizmetlerinin Adalet Bakanlığına bağlanması sağlanmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.